En son kendime atarlanıyordum, kaymadı dimi konu?

(Bak bunu seviyorum, tam dolmuşsun yazıyorsun sonra yanlış bir yere basıyorsun yazdığın her şey gidiyor. Bu sefer kusacak nefret kalmıyor, kızıyorsun sebepsiz yere, kendi kendine.)

Sıcacık çayımı içerken (ben aslında sıpsıcak şey sevmem, ok kaynadı mı dilimi yakar, saatlerce kaynayan çayı da sevmem, çay dediğin kaynadığı gibi taze taze içilecek, sonra kaynamaktan suyun su gibiliği bile kalmıyor) kendimden yakınıyordum. Kendimden yakınmak çok kolay aslında. Deli gibiyim, mazoşistim ben. Tüm güzel planlarımı, tüm güzel hayallerimi yıkıyorum kendi kendime. "Olmaz" diyorum, salaksın sen, safsın sen. Öyle güzel şeyler gelmeyecek başına. Sadece olduğun gibi devam edeceksin anla artık şunu." Yine de kendi iki tarafıma da inanmıyorum. Yok yok kendimi kandırıyorum. Ben hep olumlu tarafıma inanıyorum içten içe, ben mutlu olucam, pembe panjurlu evim olucak, gökyüzü bile pembeye boyanacak havaları. Komik aslında kendime hep pembeyi sevmediğimi söylüyorum ama yeri geldiğinde çok da seviyorum. Küçükken kız gibi kız olmamak içindi o kaçamaklar, şimdi kimse aldırmıyor kim pembeyi sevmiş kim moru sevmiş, renk renktir deyip geçiyorlar. Ben de demiştim ya her rengi seviyorum.

Ha, ne diyordum? İşte ben hep olumlu tarafıma inanıyorum pembe bir dünyanın geleceğini biliyorum ama o olumsuz çirkef mazoşit acıkolik tarafıma sürekli kanıyorum. Arkadaşlarım mutsuzsun dese "Mutsuz değilim, ben hep  böyleydim. Demek ki sen beni hiç tanımamışsın, ruhumun derinliklerine birkez olsun bakmamışsın be, ühü ühü, lanet olsun bu dünya" havalarına giriyorum. Sabah uyanıyorum, başım ağrıyor. Neden olmasın? Geç yatmışım, üstüne bir de yatakta da uyuyamamışım, düşünmüşüm, ağlamışım, bir de sabahın köründe çalan alarmdan sonra şimdi öteki alarm çalar kalkarım diye bir türlü uyuyamamışım. Ama ben yine de "Ühü ühü, başım çok ağrıyor, ilaç içtim geçmedi (içeli de sadece beş on dakika olmuş), babam neden domatesleri böyle doğruyor, ay başım ağrıyor kesin kanserim de gizli kanser filan, belli olmuyor, en son fenalaşınca anlayacaklar, ay ben kesin okulda bayılırım uf" havalarında takılıyorum, delleniyorum kendi kendime. Yok yok tabii ki de hiçbir şey olmuyor. Yarım saat sonra baş ağrım geçiyor. Okul da sessiz sakin geçiyor. Ama benim mutsuzluğum geçmiyor, soran olursa "ben mutluyum ya yok bir şeyim" diyorum. Ama bir şeyler var da ben bilmiyorum. Ergenlik var bende ergenlik, bir de yoğun mazoşistlik.

Galiba ben kendimi böyle yapmayı da seviyorum. Başımın ağrısı geçtiği zaman yeterince mutlu olmuyorum, insanlara inanmak istemiyorum. Ama onlar neden böyle yapıyor onu da anlamıyorum. Aramızda bir şey olunca neden ben değişmiş oluyorum? Ben hep böyle değil miydim? Şimdi bir arkdaşım da mutsuz ama konu mala bağlayınca hep benim suçum. G.'yle de böyle Alpi'yle de böyle. Sena da benim depresyona girdiğimi fark etmiş. Depresyonumun sebebi %90 ben, %10 O'nun gitmiş olması. O'nunla kavgalarımızın sebebi de aslında benim salak salak ve anlayışsız davranışlarımdı, O'nun da saygısızlığı. Olsun, kötü mü oldu? Tabii ki de kötü oldu.

Yine de ben değişmek istemiyorum, kendimi başkası olarak sevemem, sevmem, sevmek istemem.

Yine de iyi bir şey var. Her zaman iyi bir şey vardır. Sadece ben göremem.

Bu böyle kalsın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aklından geçenleri duymak istiyorum~