Bu yazı aç acına yazılmış, acıktıran bir yazıdır


Dilim yandı, sıcak şeyler yiyip içince dilimin yanmasını hiç sevmiyorum, kaynayan çayı içip de dili yanmayan insanlara hayran oluyorum. (Hay aksi, mantıya tuz koymayı unuttum)

Yemek pişirmekten anlamıyorum, hani pişirmesine pişiriyor insan olmadı makarna koyuyor o kaynıyor pişiyor ama bende şöyle bir sorun var yemeğin tam anlamıyla pişip pişmediğini, tuzunun az mı çok mu olduğunu anlayamıyorum. Hani biri getirse hamura dönmüş makarna yedirse ben sıcakken onun pişip pişmediğini anlayamam. Bu ne kadar kötü bir özellik bilmiyorum. Galiba çok kötü. Hayatın boyunca çiğ yemek yemeye lanetlenmiş olmak gibi.

Zaten bugün öğle yemeğinde herkes benim annem şöyle salata yapar, ay salataya da şu yakışır diyip duruyor ben ne annemin yaptığı salatayı seviyorum ne de salatadaki zeytinyağını. Madem vitamini şeyetmiyor fincanla iç bardakla iç ne diye salatanın üstüne bardak bardak zeytinyağı boşaltıyorsun ki? Ha bi de acı sebzelerin salataya koyulması var, bana mı öyle geliyor yoksa iğrenç mi oluyor tadları? Mesela ben kısacık ömrümün %80'inde hiç roka yemedim, yediysem de fark etmedim, ama bilinçli olarak yediğimde tadını gayet de basit ve gereksiz buldum. Haa tabii bi maydonoz kadar ottan farkı yok değil, hiç yoktan kötü de olsa tadı var. Her şeyi geçtim salata rahatlamak ferahlamak gibi amaçlarla yenmiyor muydu ya? Acı biberin ya da kırmızı biberin salatada ne işi var hiç anlamıyorum, gerçekten anlamıyorum. Salata ve yemeği aynı tabağa koymayı da hiç sevmiyorum, yediğin yemeğe suyu yapışıyor öyle vıcık vıcık lapa gibi.

Ama çok mu eleştirdim ki?

İçimdeki boşluğu yiyecekleri düşünerek kapatıyorum. Bulduğum her boşlukta "Açım!" diyorum.
Aslında şu sıralar pek o insanlarla konuşabileceğim boşluğu bulamıyorum ama o başka yazının konusu olsun.

Annem gelsin de yiyelim şu mantıyı!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aklından geçenleri duymak istiyorum~