Bebekli yazı

Bu ay bloga pek az yazı yazmışım gibi geliyor, ee öteki aylarda bol bol yazınca~ Operadan bloggera her girdiğimde sorun veriyordu, yazıya koyduğum resmi yerleştirme olayı filan da hep zor oluyordu ben de bir çılgınlık yapıp Torch indirdim, Chrome'un neredeyse aynısı, zaten onun üstüne geliştirilmiş bir tarayıcı, açtığımda öteki google hesabımla beraber açıldı ve içindekiler tamamen Chrome hesebımla senkronize edilmiş durumdaydı, buna artı bir özellik diyebiliriz, hatta diyoruz ve bir heves yazıya geçiyoruz. (Galiba aramız açıldı blogla, yazarken biraz zorlanıyor muyum ne?)

Bu cuma itibariyle 15 günlük tatilimiz başlamış oldu ama nerede bize o kadar tatil? Daha cumartesiden dershane ygs derslerine başladı, ben dershanedeyken de annemler haftasonundan yararlanıp teyzemlere gitti, ben de söylenip durdum "Kuzenimin çocuğu oldu bu gidişle ben anca kırkını görürüm" diye.. Annem de dayanamamış olacak ki bugün dershaneden kaçmama izin verdi, ben de ilk derse girip çıktım, zaten öteki dersleri de pek dinlemezdim.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki bugün hava çok güzeldi, ben dershanedeyken yağmur yağmıştı, zaten arada damla damla düşüyordu. Ben de nasılsa yolu yürüyeceğim, üst geçidi de taa nereye koymuşlar kafasıyla taktım kulaklıkları açtım sesi mutlu mutlu nefes ala ala yürüdüm yolumu, arada gerekiyor böyle yapmak, her ne kadar arada bir yolumu kaybetsem ve çıkmaz sokağa girsem de eğlenceliydi. Yolda üç şarkı çaldı: Aşk Hep Sende, Papatya, Yine Boş. Tam Peruk Gibi Hüzünlü çalmaya başlıyordu ki kapıya geldim, çıkardım kulaklıkları. (Onu da şimdi dinleyeyim bari.)

Bakınız nasıl tatlı, insanın bebek olası gelmiyor mu?
Yukarı çıktım işte eve gir herkesi öp merhaba de faslını geçtik, kuzenimin karısının yanına gittim. Bebek 5 gün erken alınmasına rağmen o kadar da minik değildi (ee tabii minicik bebekti ama ne bekliyorsam artık), böyle gözleri daha açılmamış hala kara kara bir şey, esmer olunca da ben annesine benzettim bebeği ama şöyle bir kuzenimi andırmıyor da değildi. Yok arkadaş ben cidden anlamıyorum bu bebeği ona buna benzetme işinden, daha gözleri açılmamış bebek ne bilsin kime benzeyecek, rengi bile oturmamış bunun şimdi esmer yarın bir bakarsın sarışın olur. Neyse işte bebek diyorduk, işte annem geldi, Songül Abla'nın (bebeğin annesi) ablası da oradaydı bebeğe şöyle yap böyle yap konuşuyorlar, sonra neye benziyor tutuyor mu elleri filan diye eldiveni çıkardılar minnacık parmaklar! Minnacık ama böyle uzun ince minnacık, kaliteli sarılmış yaprak sarması gibi incecik küçücük ama böyle minnacık ama uzun işte. (Betimleme yeteneğime hayran kaldınız biliyorum.) Ötekiler "bunun parmakları uzun olacak" diyor benim aklımdan geçen "ay bu parmaklarla çok güzel piyano çalınır, piyano kursuna yazdıralım biz bu bebeği". Sonra ayağındaki çorap olmadığını bildiğim ama adını bilmediğim ama galiba çorap olabilecek (biz bebek çorabı diyelim en iyisi) şeyi çıkardılar ayakları beklediğim kadar minicik çıkmayınca hayal kırıklığına uğradım, tabii insanın annesinin ayağı 34 numara olunca bebeklerden de minnacık ayaklar bekliyor ama olsun, mükemmel bebek olmak zorunda değil diye geçiştirdim. Aslında ben bebeklerin hepsini çirkin buluyorum çünkü yumru yumru şeyler neresinden tutup da seveceksin ki hem daha ses çıkarmayı bile bilmiyorlar ama içimdeki insan daha ölmemiş demek ki hiç yoktan yanaklarına işaret parmağımla dokunup "ay ne tatlı şey bu" diyebiliyorum. Hem bebektir seversin.

Aslında benim bebeklerle ilgili en çok sevdiğim şey bebek eşyaları, ben bebekken öyle tatlı şeyler yokmuş, varsa da pahalıymış. Öyle olunca da ben çok kıskanıyorum bebeklerin her şeyini, elbiselerini, battaniyelerini, yastıklarını, şapkalarını, pofidik pofidik oyuncaklarını, onlara gelen hediyeleri, "hoşgeldin" yazılı hediyelerini-buzdolabı magnetlerini... Hep bu çağda yeniden doğmak istedim, tamam böyle bir dünyaya çocuk olarak gelmek (?) istemem ama bi doğup gitsem geri, hiç yoktan bi tavşanlı yastığım olsa, buzdolabında görüp de "aa benim buuu!" diyebileceğim bir magnet asılı olsa...
Tabii kendim yeniden bebek olamayacağımı bildiğim için de hep minik kardeş istedim, o doğsun ona hediyeler alayım, paraya kıyıp fıstık gibi bebek elbiseleri giydireyim, evin içinde hoppidi hoppidi dolaştırayım istedim ama bir kardeşim bile olmadı, galiba o yüzden hep barbie bebeklerle avuttum kendimi. (Hoş onlarla da hiç evcilik oynamadım hep entrikalı masallar kurduk.)

Bir de bebeklerle ilgili sevdiğim şeylerden biri de burunları galiba, minnacık burunları oluyor çünkü kendileri de minnacık. Minik ve kalkık burunlara bayılıyorum, tilki gibi!

Yine de insanlar neden bebek yapıyorlar bir türlü anlayamadım, korkmuyorlar mı ya hiç "bu çocuk zırıl zırıl ağlayıp uyandıracak, aptal aptal konuşacak, televizyonda abuk subuk çizgi filmler seyredecek, büyüyecek, isyankar manyağın teki olacak, kapıyı çekip çıkacak, yaptığım yemeklere burun kıvıracak, benden çıkıp beni beğenmeyecek" diye? Yoksa ben mi çok karamsarım?

Bu bebek için de sizi şöyle alalım.
Bebek yaparlarsa böyle bir bebek yapsınlar, tadından yenilmesin diyorum konuyu kapatıyorum. (Ama kafasındaki bebek bezine bak ya asdfsg)

Bu yazıya uygun olsun diye Demet Akalın ya da Justin Bieber şarkısı koyabilirdim ama baştaki şarkılarla yetinin. Ya da durun durun aklıma ne geldi!

Bu baya uzatmalı güzelim yazıyı güzelim şarkıyla bitiriyorum.




Mis gibi bir şarkı.

2 yorum:

  1. Allahııım bebekler ya cidden, minnak burunları, minnak çeneleri, minnak elleri, popoları her bir şeyleri ayrı tatlı :D
    Ben de diyorum keşke bir kardeşim olsa da ne güzel oyuncaklar alsam ona, tatlış tatlış giydirsem :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah ah bu yaştan sonra kardeşim olmayacak ona yanıyorum :D
      En iyisi ben en kısa zamanda abimi evlendireyim de onun çocuklarını seveyim.

      Sil

Aklından geçenleri duymak istiyorum~