3 günlük özet


Zaman akıyor, geçiyor, ben çok eğlenceli üç gün geçirdim, iyi ki de geçirmişim.

Aslında uzun uzun anlatmak isterdim ama halim yok. Daha sonra anlatırım desem de anlatabileceğimi zannetmiyorum, olayların üstünden zaman geçince iyice kaybediyorum. O yüzden şöyle bir özet geçersem hiç yoktan paylaşmaktan mutlu olurum diye düşündüm.

1. Gün / Salı: Sabahın köründe kalkıp dershaneye gitmek benim için zaten zorken, tam dershane kapısının önünde biri dürttü beni. Dürtme dediğim de nasıl dürtme, omzum delindi zaten, Aytüş'müş. Oluyor tabii öyle arada ama bari sabah elinin ayarına dikkat etse, ona carladım galiba. Okul zamanında öyle olmuyor ama tatil zamanında uykuluyken çok çirkef oluyorum galiba.
Zaten dışarısı buz gibi, ben kalın giyindiğimi zannediyorum ama dershane de buz, öyle soğuk ki soğuktan burnum akmaya başladı, montumu çıkarmıştım ama baktım bu soğukta olmuyor tekrar giydim. Sınıftaki bazı kızlar (etüt için sınıfları birleştirmişlerdi) öyle bir konuşuyor ki delirecektim, en sonunda hocacım yavru köpek bakışlarımıza dayanamamış olsa gerek üç kişi yan sınıfa geçtik.
Öğlen yemek için çıktık, oradan sinemaya geçip hocayla buluşacaktık. Yolda dürüm aldım, Zey beni sinemaya bırakıp eve gitti. Orada bekledim bekledim bekledim. Hoca ve birkaç kız daha geldi. Vizyonda çok da güzel diyebileceğim filmler yoktu ve biz de Patron Mutlu Son İstiyor'a gitmeye karar verdik. Ve iyi ki de gitmişiz. Ezgi Mola'ya mı hayran kalsam, Kapadokya'ya gidip de balona binme hayalleri mi kursam, "ayy ne güzel düğün planladılar yaa" diye mi iç geçirsem bilemedim, hepsini birden yaptım.
Film bitti, ben mutluyum, hocam eve gitmek istemiyor girdi koluma işin var mı dedi, e ne işim olacak sanki, aldı beni wafflecıya götürdü. Şimdi şu wafflecıyı şöyle anlatayım, bizim burada şehirde ne kadar cafe ve benzeri şey varsa hepsini 2 yere yığmışlar geri kalanında mumla ara ki bulasın. Benim evim de o mumla aramalı kısımda olduğu ve dışarı çıktığım pek arkadaşım olmadığı için de bir yere gidip oturayım, çayımı içeyim, karnımı doyurayım olayım yok. Hoca beni çok tatlı bir yere götürdü, sadece waffle yapıyormuş orası ve ben oranın önünden birkaç kere geçsem de o özelliğini bilmiyordum. Koltukları aşırı tatlı, içerisinin dekorasyonu nostaljik, avizeler şeker mi şeker ve o soğukta tam kapının üstünde olan ufo sayesinde sıcacık. Sırf o sıcak yüzünden bile oradan kalkmak istemedim.
Güzelce karnımı doyurdum, tabii yine tabağımı bitiremedim. Yol üstündeki müzeye uğradık hocayla, ora da müze mi değil mi orası bile belli değil. İçerideki adam da takmış "Odaları sırayla gezin." diye uyarıp duruyor, sanki bir o odaya bir şu odaya girsek bir şey gelecek başımıza. Oradan da çıktık ve ben annemin işyerine kadar yürüdüm. O gün ısınamadım.

2. Gün / Çarşamba: Tamam öteki günler 1. gün kadar dolu dolu geçmemiş galiba. Yine sabah buz gibi dershanede başlayan etütün ardından avm'ye gitmeye karar verdik ve sadece 3 kişiydik, üstelik bir tanesi sayısalcı, misafir olarak katıldı aramıza. Saçma saçma şurayı burayı dolaşalım faslından sonra son kata çıkıp yemek yemeye karar verdik. Ben lahmacun, biri pizza, bir başkası da kumpir yedi. Ve güzel hocamız bize lise anılarını anlatmaya başladı. Ben daha önce demiştim çok kafa bir hocamız var diye, gerçekten de benden çok daha zevkli bir lise hayatı geçirmiş. Aslında zevksiz bir lise hayatı yaşayan benim, kabul ediyorum. Bu gün de gezdik tozduk ve kendime baykuş şeklinde kutusu olan el kremi bulup aldım, çok sevdim.

3. Gün / Perşembe: O gün bugün, daha doğrusu saate baktığımda anladığım üzere dündü. Sabah deneme olduk, sonra da köfte ekmek yemeye gittik. Üstelik ben bir şişe yada kutu ya da o plastik beyaz şeyin adı neyse ondan ayran içtim. (Bilmeyene not: Ben pek ayran içen birisi değilim.) Çıkışta Aytüş'le boş boş kırtasiye gezdik. O gidince de birmilyoncu gibi bir yere girdim ama dandik şeylere bakarken bile kadın beş santim ötemde dikilince kötü bir psikolojiye girip hem oradan tüydüm. Yine annemin yanına gittim, sonra babam da geldi beraber eve gittik, uyumaya çalıştım uyuyamadım. Zaten kuzenimgile gidecektik hazırlandım gittik. Abimin telefonundan kendimin bir sürü fotoğrafını çektim, sonra da etraftaki şeylerin fotoğrafını çektim. İstanbul'dan gelen kuzenimin bebeği bugün neredeyse hiç ağlamadığı için çok mutlu oldum. Sonra kuzenimin oğlu okey oynamak istedi ve oynamaya karar verdik, tadaam 2 taş eksikti. Üstelik taşların içinde olduğu torba da yapış yapıştı ve rengi elimize çıktı, neyse ki yıkayınca geçti. Biz o 2 eksik taşa rağmen oynadık ama babam dizimi evde izlemek istiyorum diye tutturduğu için eve döndük. Evde bik bik bik annemle konuştum durdum ama annem Candy Crush Saga'yla benden daha çok ilgilendi, yazık bana.

Az çok anlattım işte

Bugün Sena'yla buluşacağım umarım çok çok güzel bir gün olur.

Hepinize güzel günler, iyi geceler~

2 yorum:

Aklından geçenleri duymak istiyorum~