Kirpik

Hikaye. Anlatacak hikayelerim var. Okumak bana o kadar iyi geliyor ki her şey gece oluyor, ya da tek bir kişinin hikayelerini okuyunca öyle oluyor. Ve bana hep bir ilham geliyor. (Aman ne ilham.)

Hikaye. Gelecekten bahseden bir hikaye. Yaşanmış yaşanmamışlıklar işte. Aklımın içinden dakikalar boyunca geçen ve en mükemmel halleri çoktan zihnime yazılıp raflara kaldırılmış, raflar kaydığı için unutulmuş hikayeler.

Gece karanlığı. Korktuğum için perdeler kapalı, pencereler kapalı. Gözlerimin alıştığı karanlıkta, odayı aydınlatan hiçbir şey olmaksızın, yanımda uyuyan onu izliyorum. Aklımda bir sürü soru, neden onu izliyorum? Gözleri kıpraşmıyor rüya görürmüş gibi, kirpikleri... Kirpikleri ne ki? Her zamanki gibi, belki de sadece güzel bir şey ararken gözüme çarptıkları için.

Parmak uçlarımla, uyanmamasını dileyerek, dokunuyorum yüzüne. Anlamsız bir rota izleyerek. Yanağından çenesine, çenesinde yukarı çıkıp burnuna. Belki de kulaklarının arkasına. Sonra gözlerim doluyor, belki. Düşünüyorum. İzliyorum onu uykusunda. Uyuyor sadece.

Bir tokat atmak istiyorum parmaklarımı dolaştırdığım yüzüne. Çok sert bir tokat atmak istiyorum. Vereceği tepki hakkında hiçbir şey bilmeden, belki bağrış çağrışlar, belki bir küfür ve arkasını dönüp yine uyumaya devam ediyor.

Başka bir senaryoda, aynı sahne. Belki de dayanamıyorum bu sefer. Mutfaktan bir bıçak seçiyorum kendime. Demir, bilenmekten eskimiş ama iyi kesiyor işte. Siyah sapı elime biraz büyük geliyor, o kadar da oluversin diyorum. Durup düşünüyorum bir an, ama düşünmekten korktuğum için yabancı şeyler düşünüyorum. En son ne doğramıştım bu bıçakla? Domates mi? Ya da et? Peki bir daha domates doğrayamam mı bu bıçakla? Yanına dönüyorum. Belki de uzun süredir ona yakıştırdığım tek şey. Soğuk demir ve hemen altından akan, neden içimde titreme hissi uyandırdığını anlamadığım, sıcak kanı. Boynunda, nabzı atıyor, böyle çok masum görünüyor, o çok masum göründüğü için ağlıyorum. Bıçağı yavaşça kaydırınca boynunda, filmlerde bile izlemeye dayanamadığım bir sahne, karanlıkta izi bile belli olmayan kesikten yavaşça akmaya başlayan kan. Ama işte bu hikaye, çünkü fazla asil bir sahne. Duymazdan geldiğim boğuk hırıltılar, küfür dolu gözler, yavaşça dudaklarımla buluşup "sus" demesi gereken bir işaret parmağı yerine elindekini de yere atıp eşiyle buluşan ve beni susturmaya çalışan eller.

İşte bu sadece masallarda olur. Ve bu bir hikaye.

Başka bir senaryoda, bu safer uyanık olan o. Ben uyuyormuş gibi yapıyorum, çünkü öyle olması gerekir. Kocaman açılmış gözleriyle bana bakıyor. Gözleri ne diyor göremem, çünkü benimkiler kapalı. Belki ne kadar güzel olduğumu düşünüyor. Belki hiç bir şey düşünmüyor, yanında olduğum için mutlu, güzel şeyler hissediyor. Peki uyanık olduğumu nerede biliyor? Gülümsedim mi, yine, yanlışlıkla, yanağımdaki elini hissedince? Kısık sesle konuşuyor, öyle olmasa bile sorun olmaz çünkü duyabilecek başkası yok, ama böyle konuşunca daha hoş oluyor, sanki içimden bir şeyler kopuyor. "Işığı açabilir miyim? Seni daha iyi görmek istiyorum." O da gülümsüyor.

İşte bu da sadece masallarda olur. Oysa bu bir hikaye.

Bu hikaye devam etmiyor.

Çünkü geriye kalan hikayeler masal olmaya devam ediyor.

Ve ben masalları sevmek istemiyorum.


4 yorum:

Aklından geçenleri duymak istiyorum~