Kısa Kısa 13

Azar azar mı yazıyorum buralara hep? Ama yazdım mı da tam yazıyorum, onu biliyorum.

Sena'yla buluşmamız güzeldi, onunla sinemaya gitmeyi ya da hep aynı dükkanlarda dolaşmayı, oyuncakçıda en yukarıdaki kocaman ayının ne kadar yumuşak olduğunu tahmin etmeyi seviyorum.
D&R'a girdiğimde aslında aradığım kitap Galapagos olmuştu (Cessie önermişti) ama ellerinde yoktu, zaten minnacı bir yer olduğu için şaşırmadım. Ben de şans eseri çok uzun zamandır istediğim Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler'i yanında da çıktığından bile haberim olmayan Dokunma Dersleri'ni aldım, eh bi de görmüşken hatrı kalmasın diye Yeryüzüne Dayanabilmek İçin'i aldım. Yalçın Tosun'un Peruk Gibi Hüzünlüsü'nü zamanında bir çırpıda okuyuvermiş, üstüne bir de G.'ye okutmuştum. Yalçın Tosun'un hikayelerindeki hiç beklenmedik dokunuşlar etkiliyor beni, hani okurken bir süre sonra alışıyorsun, neyin nerede çıkacağını biliyorsun ama bazen öyle sonları oluyor ki o birkaç sayfalık öykülerin ister istemez etkileniyorsun. Yeryüzüne Dayanabilmek İçin'i aldım almasına ama Tezer Özlü'nün okunacak birkaç kitabı daha var bende, ama kitabın kapak renkleri öyle bir aldı ki beni benden tutamadım işte kendimi. Kim bilebilirdi ki turuncu ve grinin birbirine bu kadar yakışan iki renk olduğunu?

3 gündür de aldığım kitapları okuyorum işte. Cumartesi teyzemdeydik, bugün de öteki teyzeme gittik. Dün manyak gibi akşamın bir vakti kalktım koridordaki kitaplığı düzenlemeye karar verdim. Önce her şeyi indireyim, sonra kategorilere ayırıp sıra sıra dizeyim alırken koyarken kolaylık olur. Dürüst olmak gerekirse indirme aşaması dizme aşamasından daha zordu. Bir de kitaplar dağınık biri o yanda biri bu yanda kitapları üst üste koyuyorum, bir de üst raflara ulaşabileyim diye sandalye var yanımda, üç tane yarı boyum kadar kitap kulesi ve sandalye arasında sıkıştım, orada nasıl çıktım ben de anlamadım. Ama en sonunda kitapları siyasi/milli kitaplar, dini kitaplar, Türk edebiyatı, psikoloji/felsefe, dünya edebiyatı şeklinde sınıflandırıp sıra sıra dizdim (birkaç rafa iki tane sıra yapmam da gerekti çünkü kitaplar çok kitaplıktaki yer az), ne halta yaradığını anlamadığım kitapları kitaplığın altındaki dolaba yerleştirdim, çocukların okuyabileceği terbiyedeki ve eğlenceli kitaplarımı kuzenimin çocuklarına vermek için ayırdım, bir daha suratına bakmayacağım kitapları da bir ara gider pasajda satarım/takas ederim diye ayakkabılığın üstüne yığdım. Aslında bir açıdan güzel oldu bu olay çünkü evde olduğu halde bilemeyip de yeniden aldığım kitap çok oluyordu. Aldığımız demiyorum çünkü bu evde kitap okuyan bir ben bir anneannem var, anneannem de yeni bir şey okumuyor zaten.

Yarın okul açılacak, ben ödevlerimi yapmadım, okul açılsın da istemiyorum çünkü insan içine karışmayı hiç ama hiç sevmiyorum. Anasının kızı ne olacak. Annemle bana kalsa kimsenin yaşamadığı bir sahil kasabasına yerleşip denizden aldığımız ilhamla gece gündüz çay içip bir şeyler yazıcaz. Ama olmuyor işte. Olsun ben eminim bir gün minnacık bir evim, şimdikinden daha sağlıklı bir bilgisayarım ve yazılmış bir ton hikayem olacak. O zaman da mutlu mutlu devam edeceğim hayatıma.

Ama yarın okul var yaaa~

Bir de annem odamı topladı, sanki çırılçıplak kaldı odacığım.


Klipteki kedi için,
güzeller güzeli Nina Nesbitt için,
ve tabii şarkılarına bayıldığım Ed Sheeran için.

2 yorum:

  1. Aslında senin bahsettiğin kitaplar da kulağa çok ilginç geliyor. Sanırım ben de bir onlara bakacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yalçın Tosun'un kitapları gerçekten güzel hikayelerden oluşuyor, öneririm.

      Sil

Aklından geçenleri duymak istiyorum~