Kısa Kısa 14

Selam sevgili blogum.
Aslında anlatacak yine çok şey var, ya da benim gözümde büyüyor. Her neyse ben ya her şeyi kısa kesicem, ya da kısa kesme kaygısıyla dolu bir şekilde uzun uzun yazdığım için yazdıklarımı bir şeye benzetemeyeceğim.

Okulun bu döneminin ikinci haftası da bitti. Okula ilk başladığımda ellerim feci şekilde çatlamış durumdaydı ama nedense hızla iyileşti bir haftada pamuk gibi oldu. Sonra ne olduysa yeniden çatlamaya başladı ve tadaam bugün ellerim mahvolmuş durumda. Zaten sürekli iğneyle ve hatta hapıyla kesiyorum, soğuktan da çatlayınca çok sinir oldum. Acıdığı  yetmiyor, bir de kötü görünüyor. Üstelik ben her elimi yıkadıktan sonra krem sürüyorum. Yok yok çok takılıyorum ben bu ellere. Zaten elimin bir yeri kanadığında benim bütün ilgim oraya odaklanıyor, kendimi sürekli oraya bakmak orayla ilgilenmek zorundaymış gibi hissediyorum. Bunu canım acıdığı için de yapmıyorum, ne kadar kanayacağını, kanın ne zaman duracağını, iyileşince neye benzeyeceğini merak ettiğim için yapıyorum.

Son zamanlarda (sanırım stresten kaynaklı) kendimi kötü hissettiğim oluyor. Sabah kalkınca sanki yüzüm çok yağlanmış gibi hissediyorum, bir de üstümde grip yorgunluğu gibi bir yorgunluk oluyor. Salı günü ayağımın üst yüzeyi ağrıyordu ki onu hiç anlamadım. İki gündür de sol serçe parmağım ağrıyor, üstüne yatmış olabilir miyim diye düşündüm ama sadece serçe parmağımın üstüne yatmam garip olurdu. Yüzümde iki tane sivilce çıktı, sonra geçtiler, şimdi dört tane var ve ikisi ulu orta yerde olduğu için beni çok rahatsız ediyor. Galiba bıyığım yok diye şükrederken sivilceleri atlamışım, ikisinin de yokluğunun kıymetini bilmeli.

Okulda çok ders çalışmama rağmen arkadaşlarımı geçemediğim için kendimi aptal gibi hissediyorum. Bazen meslek tercihlerinde de kötü olduğumu düşünüp aptal gibi hissediyorum. Bazen arkadaşlarım Dexter'ı bitirdiği ve ben hala 3. sezonda olduğum için aptal gibi hissediyorum. İnsan hiç uzun dizi izlerken yorulduğu için aptal gibi hisseder mi? Ben yoruluyorum ve öyle hissediyorum.

23 Mart'ta okul gezisi olacak ve bizim sınıftan geziye katılan tek kişi benim. Benimle Teoman konserine gelecek kimse olmadığı için de konsere gidemiyorum, aslında ben yalnız da giderim ama annem öyle izin vermiyor. Bazen arkadaşlarımla aramdaki farklılıklar kendimi kötü hissettiriyor, bu farklılıkların şahsi değil de ailesel olması daha kötü hissettiriyor. Mesela ben Cem Adrian konserine gittiğim halde yeterince mutlu olamadım çünkü arkadaşlarımın gidemedikleri için üzüldüğünü biliyordum. Ve başkaları için söylediğim sözleri üstlerine alınıp bana küsebiliyorlar. (Bir sevgilim olsaydı ondan daha fazla atar yapabilirlerdi.) Yok ben konuyu kaydırdım. Aile yapıları filan farklı olunca olmuyor işte. İnsan kendisi gibi bir arkadaş istiyor. Üstelik Teoman'ın müziği bırakma oranlarını ele alırsak başka bir konser şansı yakalayabileceğimi düşünmüyorum, hem konserin mekanı da çok güzel. Gidemediğim için içimde kalacak şeylerden biri daha işte, tadaam. (Ne bu sunuş efekti?)

Yani kendime dert edinebileceğim çok şey var. Ama dert edinemeyeceğim ve mutlu olacağım şeyler de var. Ben en iyisi ikinciye odaklanayım.

İyi geceler dünya~
Uykum var benim.
Yorgunum yorgun.

2 yorum:

  1. kendini arkadaşlarınla ölçmeden, sadece kendi istek ve hayallerin için çalışıp çabalarsan, kendini mutlu edecek sonuçlar alırsın;) boşver onların başarısını.sen kendi elinden gelenin en iyisini yap ve hayallerine ulaşmaya çalış...inşallah her şey çok güzel olur senin için...:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim yorumun için.
      Aslında düzgün yaşamanın en güzel yolu kendimi başkalarıyla kıyaslamamak, kıyas bazen enerji almak için iyi olabiliyor ama sürekli başkalarını kendime rakip olarak görürsem bu bana zarar verir.
      İnşallah elimden gelenin en iyisini yapabilirim :)

      Sil

Aklından geçenleri duymak istiyorum~