Bazen zaman sadece akar, öyle böyle aynı farklı

Belki de her zamanki gibi olan bir yandan garip bir yandan anlamsız, belki fazla sıradan ama aslında sıradışı bir cumaydı.  (Çok belkili cümleler güzeldir. Güzel olmasa bile öyle diyelim.)

Her şeyden alakasız kedi resmi
Sabahın nasıl başladığı hakkında bir fikrim yok. Düşünceler düşünceleri takip ederken aklıma Multitap'ın Ci şarkısından bir cümle geliverdi, ben de G.'ye dedim sabah bana şarkıyı attı. Her sabah yaşadığım sıradan sabah mesajı diyaloglarını yaşadıktan sonra okula gelmiştim zaten. Kantine git su al, yukarı çık, matematik dersinde "şimdi buna gülecek miyiz yoksa hoca ciddi mi söyledi" diye düşündüren diyaloglar yaşa. Tenefüste G. bana hediye olarak albeni kek almış, sevinçten havalara uçtum. Tabii bugünkü edebiyat dersi belki biraz farklı sayılabilir. Favori hocamız elinde kağıtlarla geldi ve bize zorla kompozisyon yazdırdı. Tabii ben editör ruhuyla (yazarlıktan daha çok sevdiğim bir yanım) herkesinkini benden daha çok beğendim. Hoca G.'ye "Yazılarını bir yerlerde yayınlayabilirim" dediğinde "Ben de istiyorum ama vermiyor ki" dedim. Ama hocaya kaptırmam, müşterilerimi kaptıracak göz yok bende. (Şimdiden 1,5 yazar, 2 de müzisyenim var, hayırlısı be gülüm.) Sonra ders geometri oldu, tabii ki de hepimizin üstüne tenefüsten başlayarak bir sıkkınlık bir iç kararması geldi, ama ardından iyi haber, geometrici okulda yoktu! Biz de ne yapalım işte oturduk çekirdek çitledik, gerçi ben edebiyatta da çitliyordum ama boş derste çitlemenin zevki ayrı, apayrı. Başta kızlar Deniz Gürzumar'ın Deli Haydar şarkısına uydurdukları dansı bana sergilediler, pek bir hoşuma gitti. Sonra kızların hepsi çıktı gitti. Bi ara G.'yle beraber şarkı dinledik, hep de güzel şarkılar denk geldi, öyle olunca da ikimiz de "ağlamak istiyoruz ama ağlamak için bir sebebimiz yok üü" moduna girdik. Sonraki ders sınıftaki bi çocuğun saçmalıklarını dinledik diyebiliriz. Aslında çocuğu sevmiyorum ama özünde iyi birisi de denilebilir, bir ara abime aşık olduğunu filan düşünüyorduk, abimle yürüyüş yapmışlardı bi de ona doğum günü hediyesi almıştı. Ama galiba abime aşık değil. Zey'in yazıp duvardaki çiviye astığı komikli şiiri tekmeyle indirdi. Bir ara da eski sevgilime baya hakaret etti, eline makası batıran da oymuş biz nazar ettik zannediyorduk. Eski sevgilime bazen çok feci gıcık olsam da aramızda iletişimsizlik dışında bir sorun olmadığı için (ki eski sevgililer konuşmazmış zaten, bunu milyon tane insandan duyup inkar ettikten sonra konuşanın eski sevgilim değil de ben olduğumu anladım ve çabalamaktan vazgeçtim) çocuğun ona saydırması biraz hoşuma gitse de onların iyi anlaştıklarını zannettiğim için iki yüzlü olduğunu düşünmeden edemedim. Gerçi bu çocuk herkese saydırıyor galiba. Bilemedim.

Öğle arası da saçma saçma takıldıktan sonra biyoloji dersi geldi. (Acaba biz o müzik dinleme olayını öğle arası mı yaşadık? Öyle oldu galiba.) Eliş okulda yoktu, dişçideydi, o da geldi. Bu sefer onunla arka sıraya geçtim ve ders çalışmasına engel olup saçma saçma insanlar arası ilişkiler zinciri yaptık. "G., kuzeni Caner, en büyük kuzenimin kızının küçük kızı, Ağaca tırmanan çocuk, Yusuf hocanın ayakkabıları, Ali hocanın bıyıkları..." derken ne maceralar yaşadı bu karakterler. Sonra Eliş'e dert anlatıp zorla kendime dert anlattırdım, galiba kulağımda biraz sorun var bağırarak konuşup durdum. "Aman şunun şurasında biz bizeyiz" diye geçiştirdim ama ön ve yan sıralar tamamen duyuyordu sesimi, önemli değil zaten, onlar da yabancı değil, hatta bir ara onların da derdini sormadım değil.

Her şeyden daha da alakasız kedisiz resim
Okul çıkışı etüte kaldım yine. Sonra veli toplantısı için babam geldi, beni de alıp eve götürdü. Bir de dedi ki hoca edebiyat dersinde yazdığım kompozisyonu çok beğenmiş. Ben de kısa çaplı bir şok yaşadım, çünkü genelde insanlar benim yazdıklarımı saçma salak bulurlar, kızlar çeyreğini okuyup gayet gülmüşlerdi, belki de komikli bir anlatımım vardır, hı? Eve geldikten sonra üstümü değiştirdim ve annem, babam, ben konser/konuşma şeysi gibi bir şeye gittik. En baştaki konuşma kısmı güzeldi, ama üstüme çöken 8 ders ve bir saat yirmi dakikalık etüt ardından nasıl yorulmuşsam konserden hiçbir şey anlamadım, sürekli dalıp dalıp gittim, bir ara da uyumuş olabilirim. (Bu arada iyice sosyal bir insan olmaya başladım, korkuyorum yahu.) Sonra arabaya binerken montum kapıya sıkıştı, ben de çıkarıp tekrar kapattım. Her zamanki gibi telefonumu elime aldım, tuş kilidini açtım ve tatam! telefonumun ekranı kırılmış. Bu yıl çok olmaya başladı bu telefon sürekli beyaz ekranlar siyah ekranlar, bir kırılmadığı kalmıştı o da oldu. Bana altı ay önceden telefon alacaklarına söz verip de ben telefon alacağım sıra kendi sürpriz harcamalarıyla uğraşıp benim telefon alma olayımı yine erteledikleri için aileme selam çakıyorum. Canları sağolsun tabii. Ben de harddisk filan aldırırım artık ne yapayım, öyle olmasa böyle. Abimin külüstür telefonunu kullanıyorum, mesaj yazması bile işkence ama opera mini ve facebook uygulaması var. İnsanlar görünce "bu internete giriyor mu" diye soruyor ama uygulamam bile var naber? Tabii yılan oyunu yok, orası acı verici ama her zaman o kadar şanslı olmuyor insan.

Eve geldikten sonra da bir bölüm Breaking Bad izleyebildim anca. Dün Game of Thrones izlemiştim. Yarın da başka bir dizi izlersem hayatım daha da renklenecek. Ama asıl şok şimdi geliyor... Babam ders çalış dedi ve çalıştım! Hem de 12'den sonra 40 dakika filan. Babam sonra gelip "istersen çalışma uyu, yarın çalışırsın" dedi. Neymiş efendim? Bana kıyamıyorlarmış. Ben olsam ben de kıyamazdım.

Aslında en iyisi uyumak şimdi.

İyi geceler kedicikler~


Çimler uzadı git onları biç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aklından geçenleri duymak istiyorum~