Yorgun ama mutlu

Çok yorgunum, çok bitkinim ama çok mutluyum.

Özür dilerim blogum ve sevgili okuyucularım, çok ihmal ettim ben burayı. Pek yazmıyorum, çok bilgisayarı da açamıyorum. Aslında geçtiğimiz birkaç haftanın nasıl bir hızda geçtiğini bile fark edebilmiş değilim. Bir bakıyorum bir şey oluyor, bir bakıyorum ödevler sınavlar, bir bakıyorum hiçbir şey yok sadece derse girip çıkıyoruz, hatta bazen ders bile işlemiyoruz. Eve geliyorum yorgun oluyorum, zaten okulda etüte kalıyorum çok geç çıkıyorum. Doğum günümde saatlerce yürümem, bir sürü hediye almam, sınıfça cafeye gidip iki demlik çay içmemiz, kuzenimin oğlunu sinemaya götüreyim de Captain America görsün derken seans olmadığı için iğrenç bir filme girmek zorunda kalmam... Eh, biraz daha sosyal gidiyor hayatım, yapacak etkinlikler var. Eğleniyorum filan.

Mesela bugünün güzel yanı, konsere gittim ve çok eğlendim. Sırf eve gidip de tekrar çıkmak zahmetine girmek istemediğim için dershaneden son ders çıkmadım ve ne göreyim, ciddi ciddi son ders herkes gidiyormuş. Ben herhalde birkaç kişi kalıyordur ders işliyorlardır diye düşünüyordum. Başta 3 kız vardı, sonra onlar da gitti, Zey'le beraber ders çalıştık, sonra ders de çalışmadık. Çıkışta her zamanki gibi kızları bekleyip otobüs durağına gittik. Ben kesin susarım diye gidip büfeden su aldım ama almaz olaydım, tam suyu içerken Zey bir espri yaptı ve ben içtiğim suyu yandan geçen adamın üstüne tükürdüm, ne büyük rezillik. Neyse ki adam beni bir daha görmeyeceği için sorun değil. Kızlar otobüse binip gittiği sırada Ata da geldi, tabii geç geldi (çünkü oje sürmeyle uğraştı, tabii ojeyi ona ben aldığım için geç kalmamızın suçlusu benmişim), biz de neredeyse geç kalıyorduk. Bizim sınıftan bir çocuk daha vardı bindiğimiz otobüste, otobüs çok dolanır dedi, onların evinin orada inip konserin olacağı yere kadar yürümeye karar verdik. Benim çantam tam anlamıyla öküz ölüsü gibi olduğu için çantayı ona taşıtmaya karar verdim, çantanın ağırlığı nedeniyle hızı yavaşlayınca eşit hızda yürümeye başladık. Neyse ki otobüs yetişmeden konserin olduğu yere biz yetiştik. (Biletleri almasalar iyiydi, insan hiç yoktan yırtar da kalan yarısını verir.) Alpi bizden önce gelmişti oraya, bi de konser başlamadan önce bir dj koymuşlar saçma saçma şarkılar çalıyor. Çantamı, montumu bırakacak bir yer de yoktu. İçeride ama oturmasız konser de bir garip. Çantam zaten tüm konser boyu ayaklarımızın altında ezildi. Alpi'yi sürekli şarkı söylesin diye dürttüğümüz, Ata'nın bira içemediği için hezimete uğradığı, "nasıl sallanıyoruz" sorusunu bolca sorduğum, şarkı söylerken sesimin kısıldığı, boyumun kısalığının sıkça hatırlatıldığı, selfie çekmeyi bir türlü beceremediğimiz, tipimin çok yamulduğu, biraz saçma, baya eğlenceli bir konser oldu. Bu konserde yapamadıklarımızı bir dahakine yapmayı planlıyoruz, bakalım olabilecek mi.

Son bir ayda üç yıl boyunca eğlenmediğim kadar çok eğlendim, konuştum, güldüm, gezdim, ses kaydettim. Hayat hep böyle neşeli olsaymış acaba nasıl olurmuş diye merak ettim. Ama demek ki bu neşenin kıymetini bilmek içinmiş tüm can sıkıntıları yalnızlıklar.

Hep böyle gülelim ya.



Zakkum - Ahtapotlar

Bu da sonunda sesimin kısıldığı şarkı olarak burada kalsın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aklından geçenleri duymak istiyorum~