Gece, irin, bilgisayar

Yine karmaşık bir günken. Günken? Yok devam ediyorum. Balkonda oturuyordum, sallanıyordum işte. Beni rahatlatacak bir şey yok gibi geliyordu. Belki sadece yıllarca burada oturup hayal kurmam gerek diye düşündüm, böyle hayal kurmaya devam edersem başka bir şey yapmam gerekmezdi. Sadece oturmak ve gökyüzünü izlemek. Sadece ileri geri sallanırken her şey(ya da sadece ben) olmayan güzel şeyleri düşlemek. Sonra aklıma gelenleri yazmak istedim bir bir. Oturduğum yerde olan hayaller, içeriki odadaki hayaller, binlerce yıl öncesinden ve asla var olmamış diyardan hayaller. Sonra kalktım oturduğum yerden ve İngilizce bir şeyler yazmak için çabaladım. Hiçbir şey beceremesem de yazmak beni o kadar rahatlattı ki anlatamam. En ağır depresyonlardan çıkarıyor insanı şu yazma eylemi. Yazıyı icat edenler ne iyi etmişler.

Senaryo basit, belli. Türkçe yazsam gayet uzun uzadıya yazabilirim, tabii ortalarda bir yerde her zaman olduğu gibi canım sıkılıyor, olayla biraz orta çağ havasında olduğu için yabancı dille yazarak egzotiklik katmak istiyorum ama bilmediğim ve anlamlarını bulmakta zorluk çektiğim kelimeler yüzünden yazdıklarımı pek beğenemiyorum. Yazdıklarımı birilerine okutmam gerek ama çevremde İngilizcesine güvendiğim kimse de yok. Öyle taslaklarda kaldı o hikaye bitememiş ve yarım kalmış haliyle. Gramerim çok korkunç olduğu ve birkaç yerde yanlış kelime kullanmış olma ihtimalim de göz ardı edilemeyecek seviyede olduğu için yayınlamaya da korktum galiba.

~

Kadın hiç güzel kesemedi saçlarımı.

Sivilcelerimi sıktım. Ama hala şiş ve kırmızı.

Neden sevdiğimiz şeyler güzel olmasa bile bize güzel gelir? Aslında güzel olan tanıdıklık hissi midir?

~

Acaba ne kadar düşünüyorum bazen ölmeyi istediğimi söylerken? Orada ölmeyi istemeyen, ölümü acı, ölümü acıtıcı olan yüzlerce insanın başına kötü şeyler gelirken ben en ergen en aptal halimle nasıl oluyor da bu kadar zor bir şey hakkında kendi kendime atıp tutabiliyorum?

İnsanlar neden ölüyor?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aklından geçenleri duymak istiyorum~