Ya sonralar


Delirmeyelim, ne alaka.

Yorgunum, biraz hasta, kendi vücudumu anlıyor değilim.

Kalemim güçlü değil, belki klavyem, klavyemi özledim, dokunmatik ekranlardan dokunuyorum hayata. Hayatı da özlerdim belki, kafamı hiç kaldırmadım ama daha.

İnsanların beyninin içini merak ediyorum. Neyi nasıl kodladıkları, nasıl algıladıklarını, nasıl hissedip nasıl yorumlarıklarını... Kimse aynı değil ya, belki başka bir sistem bana yakışmazdı. Bazen beyinlerinin işleyiş sistemini beğenmediğim için sevdiğim insanlara gıcık olduğum bile oluyor. Kavrayamadığı şeyden korkar ya insan.

"Ya uyu ya çalış." dedi annem. Ünlemle de değil noktayla da değil, eğer yarım ünlem olsaydı oraya onu koyardım ama öyle bir şey de yok henüz. Benimse kafam kaldırmıyor bazen bazı şeyleri.

Her şey anlamsız, alternatifleri dahi anlamsız. Herhangi bir paralel evrende tıkırında gidecek bir şey yok. Tek kaçar yol her şeyi bırakıp bir sahil kasabasına yerleşmek. Ama benim gibi düşünceleri ve duyguları onu etkisi altına alan insanlar tarafından yönlendirilen biri için bunu yapabilmek o kadar zor ki. Ne yapar eder beni o sahil kasabasından bu denizsin kuru kente getirir, (buraya yazacağım şeyin trajedik bir gelecek kurgusu değil de trajikomik güncel bir olay olduğunu fark edince bıraktım). Hem anneme deniz kenarında ev de alamam her şeyi bırakıp gidersem, onu geçtim kendime yaşayacak yer bulamam, kirayı nasıl ödicem?

Önümdeki 2 ay çok kısa gibi, ondan sonraki 3 ay ne ki.. ama toptan düşününce çok uzun ve yorucu geliyor. Ayrıca çok sık gözlerim doluyor.

Bir şeyler, bir şeyler.

Biz olmayacağız değil mi?

İyi geceler kedicikler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aklından geçenleri duymak istiyorum~