Biraz ben, biraz öteki insanlar, doğrular-başkalarının doğruları

Bugün bir şey hissettim. Niye bir insan utanmak zorunda olsun ki kendinden? (Bu sözlerim cahil insanlar için değil, ne düşünmesi, ne hissetmesi gerektiğini bilenler için.) Neden bir insan ateist olduğunu ya da deist olduğunu insanlardan saklamak zorunda kalsın, neden bir insan ne olduğunu söyleyince ötekiler hemen yargılamaya ve hakaret etmeye başlasın? Neden bir insan aynı zamanda kızlardan da erkeklerden de




Aslında blogumda kendimle alakalı en ufak ayrıntı bile vermek istemiyorum, ne bileyim insanlar beni düşüncelerimle, sadece o an hissettiklerimle tanısın ve öyle sevsinler istiyorum. Çünkü en çok böyle sevildiğimi hissediyorum. Beni tanımayan insanların objektifliğine güveniyorum.

Yine de şunu söylemek isterim ki benim genç yaşıma rağmen (daha lise) bambaşka birinden bambaşka birine dönüşümüm oldu bu yıl. Müslüman olduğumu düşündüm, sonra da neden kapanmıyorum ki diye düşündüm, küçükken de düşünürdüm böyle şeyleri ama annem çok fazla düşünmemi ya da faaliyete geçirmemi istemezdi, onun zamanında çok sorun olurmuş böyle şeyler. Ben sevgilisiyle rahatça gezebilen, istediğini giyebilen (tabii ne giysem kendime yakışmıyor diye düşünürdüm, hoş hala öyleyim), istediği zaman kapıyı çekip dışarı çıkabilen birir günde kafama esince "ben kapanmak istiyorum" dedim ve kapandım. Başta zorlandım gerisi kolaydı demek isterdim ama başta gerçekten çok kolaydı, çünkü yaşadığım il ve okul açısından beni yadırgayacak bir çevrem yok ama çok sevdiğim ve değer verdiğim bir arkadaşıma bunu söyleyince benimle sanki gerizekalıymışım gibi konuşması ve inançlarıma ardından da bana hakaret etmesi o kadar kırmıştı ki kalbimi. Hani bir şey bekliyorsunuz, onun farklı inançları olduğunu bilseniz de siz ona kötü davranmadığınız için o da size karşı anlayışlı olacak ve sizi sorgulamayacak, arkadaş olmaya devam edeceksiniz sanıyorsunuz.

Ama o arkadaşım benimle arkadaşlığını kesmeyi tercih etti, aslında arkadaşlarıma buna ne kadar üzüldüğümü çaktırmamaya çalıştım ama yanımda olmayan arkadaşlarıma bununla ilgili hiçbir şeyden bahsetmedim. Çünkü korkmaya başladım, farklı dini görüşe sahip olan arkadaşlarımın öteki arkadaşım gibi beni yargılamasından ve düşünmek istemediğim şeyler söylemesinden korktum.
Yine de çok yakın arkadaşlarımdan birine daha söyledim bunu ve o değişenin ben değil sadece dış görüntüm olduğunu anladı. Sevdiğiniz bir insanın sizi anlaması kadar güzel bir şey olmadığını anladım o zaman ben de. Daha az çekinmeye başladım insanlardan.

Aslında hiç anlamam insanları dış görünüşüne göre yargılamalarından. Belki de ben bir zamanlar "açık" göründüğüm için, belki de "kapalı" olan bazı insanların içlerinin ne kadar da öyle olmadığını bildiğim için. Ya da sadece "açık" dedikleri insanları benden daha güzel ibadet ederken gördüğüm için. İnsanları öyle etiketlemelerinden nefret ediyorum. Bir örtü bir insanı ne kadar değiştirebilir merak ediyorum? Neden bazı insanlar her tesettürlü insanın rahibe her tesettürlü olmayan insanın fahişe gibi davranmasını bekliyor anlamıyorum.

Galiba böyle resimler çok hoşuma gidiyor
Siyasetten nefret eden uzak bir insanım. Hayatım boyunca hiç kimseye dini-cinsel-siyasi ya da bambaşka görüşleri hakkında yargılayıcı tavırlarla yaklaşmadım, çünkü öylesi beni çok korkutuyor, öyle insanlar beni sanki dünyaya yaşamak için değil de yargılanmak için gelmişim gibi hissettiriyor.

Birini "aa o adamın karısı şöyle değilmiş, çok şaşırdım", "bak işte şu adam şu dinden ya", "olmaz o zartzurt partisini tutuyor" derken duyunca şaşırıyorum. Bir insanı daha tanımadan nasıl kalıplara sokabiliyorlar anlamıyorum. Bazen televizyonda biri çıkıyor, kadın çok güzel konuşuyor "sen bunları biliyorsun da daha kendi başını kapatmıyorsun" diyorlar, sinirleniyorum, çünkü kitabı kapağına göre yargılıyorlar. Bazen birisi çıkıyor saçma saçma konuşuyor yine de sakalı var diye hoca olmuş sözü dinleniyor, garip geliyor, insanın ağlayası geliyor.

hoşlandığını söylediği zaman ötekiler ona hemen iğrenç cinsel espriler yapmaya başlasın ya da arayı açsın? Neden bir insan istediği yerde kendi dinine ait bir ibadet yapamasın?

Gerçi ben böyle söyleyince kolay geliyor ama bu dünyada kendi dininden olmayan herkesi suçlayan milyonlarca insan olduktan sonra hiçbir şeyin değişmeyeceği açık. Teröristler kendilerini müslüman sanmaya devam etsinler, diğer dinlerdeki insanlar da dinlerinin emretmediği şeyleri yaptıkları halde kendilerini din adamı zannetsinler. İnsanlar birbirlerini sevmedikten sonra ne olacağını bilmiyorum, zaten anlamam da bu işlerden.

Ben kapalı giyinmeyi seviyorum, içimden bazen saçlarımı savurmak gelse de inandığım şeyler uğruna bunu yapmamak da hoşuma gidiyor, zaten kendimi yeterince şımartıyorum. En sevdiğim kuzenlerimden biri dışarıda şortla geziyor ama bana sorsan benden çok daha ahlaklı, çok daha tatlı. Zaten ben sadece küçük bir salağım.

Bu yazı çok uzun oldu, istediklerimle de tam dolmadı. Sadece ben olduğum şeyden mutluyum. Umarım ki herkes olduğu şeyden mutludur. Çünkü mühim olan insanların düşünceleri değil, sizin düşünceleriniz.

Bu arada yazıyı bitirirken bu da çok hoşuma gitti, okuyabilir bakabilirsiniz :)

Bir de dipnot: Aslında bu yazı sizi bilgilendirmekten çok benim içimi rahatlatmak içindi. Herkesin olduğum gibi kabulleniyordum ama kendim hakkımda çelişkilerim vardı. O kadar iyi insan varken ben herkesi lekeliyorum mu diye düşünüyordum ama hayır. Ben doğruyum. Siz doğrusunuz. Ve herkes her türlü güzel.

Doyamadım yazmalara

O kadar içim yanıyor ki bir şeyler yazma isteğiyle. Deminki atarlı ergen tavırlarımdan sonra bile sönmedi içimdeki istek. Yarın İstanbul'a gidiyoruz diye havalara uçabilirim aslında :D Ama henüz bunu yapmayacağım çünkü babam araba dururken neden uçakla gidelim dedi, bunu daha önce demiştim galiba, ve ben o yolu nasıl kaldıracağım onu da merak ediyorum.

Beni araba tutmaz, zaten memur çocuğu olunca da küçükken uzak illerden memleketlerime hep sekiz saati aşkın araba yolculuklarıyla ulaşırdım. Ama babamın şiir kasetlerini sevmezdim yolsa, zaten garip bir tarzdı, şiir-şarkı belli değil, o adamları da seslerine benzeyenleri de sevemedim bir türlü. Halbuki babamda bir sürü kaset var, Sezen Aksu kaseti de gırlaymış ama çalmamış, çalsaymış ya. Ama sonunda bizim yaşlı arabamızdaki kaset girişi bozuldu ve dinleyemez olduk, şehirler arası yolda da radyo çok iyi çekmiyor zaten, araba sessiz kalıyor. Tabii ben mp4'ümü almayı düşünüyorum, umalım ki babam yolda şarkı söylemesin :P

Velhasılıkelam ben önümüzdeki on gün boyunca bloga giremeyecek gibiyim ama yanıma defterimi almayı, başıma -her ne kadar olanaksız dursa da- ilginç bir şey gelirse bloga yazmak için aklımda tutmayı ihmal etmem. Eh, çok yorum yapan okuyormuş gibi görünen olmasa da olan canlarım yeter gibi bana, yetsin en azından ♥

Ne yazacağımı bilemiyorum ama o kadar dolu ki içim, kötü bir doluluk değil, sahip olmadığı birini terk etmiş birinin hissettiği anlamsız doluluk da değil, neşe ya da hüzün yok, garip bir göz açılması, her şeyi sahiplenme, her şeye doyma isteği var.

Bugün oksijenim başkasıyla sevişmeye gitti, ama hep geri dönerler değil mi?

Babam beraber yatalım istersen dedi, horluyorsun olmaz dedim. Çünkü çok horluyor.
Aslında babamla şu sıralar iyiyiz, daha az gergin hissediyorum.
Tabii bugün açsın diye verdiğim şişeyi açamaması sonra da adını unuttuğum ingiliz anahtarı olduğunu düşündüğüm aletle açması baya komikti, güldük sonuçta.

Zaten uyuma taklidini bile "horul horul horul" diyerek yapan ben, bu gidişle bir gün çarpılmazsam iyi.
Ya horlarsam? İyi gelmiyor, ama kendisi horlayan insanlar horladıkları için uyanmıyor.
Zaten ben uykumda konuşurum ara sıra, bu da garip bir özellik ama dediğim şeyleri kimse anlamaz.
Ya horlayan biriyle evlenirsem? Yok o kabustan da beter. Boşanmaya kadar yolu var. Allah'ım nolur olmasın diye toplu duaya bile çıkılabilecek bir olay.

Konsere gidemedim diye ağladım. Zaten günlerdir mutsuzum. İkinci kitabı bitiremedim ama yolda bitiririm galiba, cuma günü arabayla İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz, ben yolu çekerim de araba çeker mi bilmiyorum. Bakalım görelim.

"Çın" sesi duydum demin, beynim bana oyunlar oynamaya mı başladı yoksa? Korktum bir an.
Ama belki telefondan filan gelmiştir, korma ya hemen.

Bir insan başına garip bir olay gelince niye ilk olarak neşeli ve hafif manyak -neolduğubelirsiz- sevgilisinden şüphelenir ki? Bir de o yüzden mesaj atmış bana. El tutma esprisinden sonra çok da iyi geldi.
Aslında ona bu ibneliği yapan tabii ki bendim, hala da devam ediyorum ve çok güzel geçiştirdim bir de kızdım üstüne.
Yine de benden şüphelenmesini çok ayıp buluyorum.

Konserden bahsetmiştim ya hani. Aslında çok da önemsemiyorum ama konser yeri çok da yakın olmamasına rağmen konserin sesi buraya kadar geldiği için delirdim biraz, bir de sevdiğim bir ünlünün sesi olunca, kalbime indi. Ama ben kendimi biraz Nev, biraz Badem, bolca da Cem Adrian'la yatıştırdım. Bir de G.'nin faydası olmadı değil, aslında sırf o daha fazla melankoliye bağlamasın diye de neşelenmiş olabilirim.

Alpi bugün erken uyudu, sabah erken kalkmış, ben 15.30'a kadar uyuduğum için sorun yok, ama yine de uyumak istedim. İnsanın en iyi arkadaşısı uyuyunca yapacak bir şeyi kalmıyor. Ama uyumayı becerir miyim bilmiyorum. Hem G. de uyumadı mesaj atıyor.

Galiba ben bugünlerde çok garibim.

Kendimin kuklasıyım, ipleri tutmasını bilmiyorum sadece

Daha iyi hissediyorum.

Güzel bir şeyler okudum. Güzel bir şeyler okumak her zaman iyi gelir zaten. Üzülecek daha az şey. Üzecek daha az insan. Terkedecek daha az ruh. Dünyamdan uçup gider fazlalıklar. Zaten eksik bir şey yok, en azından olmadığına inanmak istiyorum. Böyle daha kolay, her şeyin gereğinden fazla olduğunu düşünmek. Dünyaya ait olanın sen olduğunu, farklı olmadığını, farklı olanın senden başka her şey olduğunu düşünmek. Alışmak kendine. Bazen sıksa da, okurken "ben buyum" diyebilmek. Sevmek kendini. Aşık olmak. Bazen terketmek ama her istediğinde seni orada beklediğini bilmek. Süslü şeylerden, konuşkan insanlardan sıkıldığında pijamalarına dolanıp kendine sarılabilmek.

Kısa Kısa 4

Sabah uyandığımda mayışık bir haldeydim, gerçi hala da öyleyim. Aslında bugün G.'yle buluşacağım için erkenden yatmayı planlamıştım ama Alpi'yle laf lafı açınca bir bakmışım saat dörte yaklaşıyor, o saatte de uyuyunca sabah kalkması zor olmadı değil.

Dışarısı sıcaktı, beklediğim kadar sıcak ama belki de nemli havayı çok sevsem de buranın kuru havası yaz için ideal oluyor, çünkü sıcakta bir de yapış yapış olduğumu hayal bile edemiyorum.

Kahvaltı-brunch-belki de öğle yemeği faslımızdan sonra G.'nin anneannesigile de uğradık, kardeşleri de oradaydı ve o kadar tatlılardı ki, saçları iki yandan örgülü sarı saçlı mavi gözlü çocuklar. Nedense ben de sarışın olduğum halde hep imrenmişimdir öyle küçük çocuklara, belki küçükken saçlarımı hep kısa kestirdikleri için, herhalde benim çocuğum olsa saçlarını kestirmemek için direnirdim.

Dershane varmış bugün de, oraya gitmeden önce kitapçıya uğrayalım dedik, niye gittiğimi hatırlamıyorum bile. Ama kitapçının o güzel havasını solumak bile hoşuma gidiyor, üstelik serindi de. Aklıma kuşyuvamın Tezer Özlü hakkında yazdıkları geldi, ben de bakındım bakındım ve üç tane kitabını (Kalanlar, Eski Bahçe~Eski Sevgi, Çocukluğun Soğuk Geceleri) buldum, açıkçası mutluyum. Kalanlar'ın neredeyse sonuna geldim, dershanede okuduğum için hızlı bitti, çok da kalın bir kitap değil zaten.

Bugün güzel geçiyor, aklımda yazmalık bir şeyler var, baş ağrımı da küçük ağrı kesiciler geçiriyor ama iyi bir uyku ve güzel bir kahvaltıdan sonra onlara da ihtiyacım kalmaz gibi geliyor.

Misafir gelecek diye turşu çıkarıp yıkadım ellerim turşu gibi kokuyor.

Bu yazı da böyle bitsin

Zalımsın yaz tatili

Şu sıralar kafamın içi o kadar sıkıcı ki. Halamlar geldikten üç gün sonra filan gittiler, yengemlerse dün sabaha doğru. Akrabalarla dolu güzelimsi bir yaz geçirdim ama ne arkadaşlarımla orada burada gezmeler ne de tatil yapıp eğlenmeler pek yer kaplamadı, hatta neredeyse hiç bile diyebilirim. Ee ben de ne yapayım G.'ye haber verdim yarın kahvaltı yapalım dedim, o da babası yollarsa gelecek. Aslında dershaneye filan hiç mi hiç gidesim yok ama dışarı çıkarsam büyük ihtimalle gitmem gerekecek, neden hiçbir şey eğlenceli geçmiyor ki?



Ve bir de şarkıyla bitirelim demek istiyorum.
Ah bu arada videoyu izlemenize gerek yok, şarkı için paylaştım, annem sağolsun seviyorum bu şarkıyı.

Şiir - 2




Bazı harflere takılırım
Bazı sayılara
Söylemekle alakalı
Yazmakla, konuşmakla

Kuzuları severim
Yanıma yaklaşmadıkça
Ama korkarım her canlıdan
Belki acıtırım canını

Kurallarım yok
Ne yapmak istediğimi pek bilmiyorum
Ama sarılmak güzel
Eğer bırakman gerekmiyorsa

Kısa Kısa 3

Birazdan halamlar gelecek mesela. Ondan önce yazamadığım şeyler varsa yazayım dedim ama yazacak bir şey de olmadığını fark ettim. Çünkü bir gece ananemde kalmam ve ertesi gün alelacele eve gelip banyo yaptıktan sonra yine alelacele evden çıkmam oldu. Aslında biraz geçmişe dönersek anlatacak birkaç şey de aklıma gelmiyor değil.


Telefonumdan kimseyi arayamamak ve her ay telefonumda yüklü olan para bitmesin diye sadece 5000 sms (asla bitiremem) ve 100 mb (bitirmekten korktuğum için kullanmaya korkarım) internet kullanmak son zamanlarda sıkıcı geliyordu.ta abimin bir sürü kullanılmayan dakikası olsa da, ev telefonumuz da kullanılmaya hazır bir halde beklese de geçen gün düğüne gitmeye çalışırken Zey ve Aytüşle buluşmak için çabalarken "Geldiysen çaldır", "Şurada bekliyorum gel" gibi mesajlarla anlaşmaya çalışmak ve son zamanlarda anlaşamadığımız için Zey'in beni aramasına ve onun telefonunda zaten olmayan paranın iyice suyunu çekmesine baya üzüldüm, bir de Aytüşün babası arayıp "o şurada bekliyor sen de onu bul" demesi de durumumuzun ne kadar acınası olduğunun göstergesi, zaten G. dışında hiçbirimizin de telefonda dakikası olmuyor. Ben de en sonunda kendi kendime yaptığım baskıya dayanamayıp babama bana kamu hattı alması için baskı yaptım. Ertesi gün babam işini hallettikten sonra çarşıda buluştuk ve avea bayisine girdik. 3 masa vardı aama sadece bir tek çalışan vardı, öteki adamların işinin bitmesini beklememizin ardından da sıra bize geldi, kadın tarifeyi filan anlattı ama zaten bildiğimiz şeyler olduğu için çok takılmadım, ardından da ellerinde bulunan hatları getirdi. Normalde yeni hat almazdım ama numara taşırsanız ve faturasızdan faturalıya geçerseniz işiniz çok uzun sürer dediği için ben alayım dedim.

Sonra ne göreyim1!1!!!!1!! (o kadar sıkıcı yazmışım ki fark etmedim efekt katayım dedim :D)

Olamaz corç olamaz! Neredeyse tüm numaralarda 8 rakamı vardı. Her ne kadar 8 rakamına karşı aşırı bir kin ve nefret beslemesem de sevmiyorum işte, 2 ve 3 içeren aynı zamanda içinde 8 olmayan bir numara bulmak için çırpındım durdum, zaten ilk üç hanesi de yeni yetme telefon numarası gibi durmasını sağlıyordu koskoca bayide düzgün numara yok mu diye sinirlendim. Ben böyle güzelimsi hoşuma giden bi numara buldum ki babam tutturdu "olmaz bu, alma bunu, ne ya öyle Tunceli plakası ya bu" diye (?) Ben de tabii anlam veremedim, araba mı almaya gelmiştim yoksa telefon mu? "Baba araba almıyoruz numara alıyoruz ne tuncelisi ya" diye ona uymamak için çabaladım, biz öyle saçma saçma şu rakam bu rakam diye konuşurken oradaki kadın da bakıyor duruyor, sonra aa burada biraz da numara buldum diye birkaç tanesini daha sundu bize, babam da benim elime bile vermeden onları taramaya başladı. Bizim ilin plakasıyla biten bir kart buldu ve yapıştı al bunu al nolur bu al gibisinden konuşmaya başladı. Beni oraya bumara seçmem için getirmişti ama kendisi benim beğendiğimi beğenmiyor, verdiği numara da çok sıkıcı bir kere sürekli aynı rakamlar tekrar ediyor yine de uyum içinde değil. Ben beğendiğim numarayı ise hemen ezberlemiştim sanki, galiba zor durumda böyle oluyor kaç yıldır evimin numarasını bile bilmem telefona kaydettim lazım oldu mu oradan bakıyorum.

Neyse en sonunda babamı tunceli plakasına ikna ettim aldık çıktık ama yol boyunca söylendi durdu.

Şimdi daha yakın bir tarihe geldi sıra. Dün banyo yapıp evden alelacele çıktıktan sonra Zey'in bende olan harddiskini vermeye gittim. Annesi ona iş vermiş, harddiskin de bende olduğunu bilmiyormuş o yüzden kardeşimi yollayayım o versin dedi tamam dedim. Yürüyerek (yakın sayılır evler) gittim onların sitesine, baktım apartmanın önünde kimse yok, derken Zey camdan kafasını çıkartıp "pişşt" yaptı, üstünde pijamalarıyla bile çok tatlıydı (burada arkadaş sevgisi söz konusu) sonra kardeşine seslendi kardeşi geldi "malı al parayı ver" diyerekten çantamdan malı çıkarttım verdim ona, ardından da "Abla hani senin poşetin" diye tam dalga geçecekken Zey ipe bağladığı poşeti adeta bakkal sepeti gibi camdan sarkıttı, malum annesi eve sokarken görmesin. İçine tıkıştırdık harddiski öyle yukarı çekti. Yaparken eğlenceli oluyor da sonra kafam dank ediyor ne saçma şeyler yapıyoruz ya biz diye :D

Eh şimdi misafirlerim gelir, görüşürüz sevgili okuyanlar.

Defterimden - 4

Odalar var, yüzlerce, birbiri ardı sıra.

Bir kız var durmuş önlerinde bir kapının açılmasını bekliyor, açılırsa girecek, pek bir şeyden korkmuyor.
Peki korkmak mı gerek yoksa oluruna bırakmak mı? Oluruna bırakınca oluyor mu ki olması gerekenler? Acı.
Herhangi birini sevebilirsin, o da seni severdi ve sonsuza kadar mutlu yaşardın. Ama böyle olmadı değil mi? Çünkü sevgi masum olursa yavaş sürer. Uzadıkça karışır insanın aklı. O yüzdendir ki hızlı yaşamak gerek hayatı. Yoksa eninde sonunda kaçar elinden.

Şiir - 1

Ellerim, uçtu buradan
Gözlerim biraz dargın
Gözlerin yok
Gözlerin kayıp
Gözlerin bakamayacağım kadar uzakta

Unutmayacağımı biliyorum
Zaten istemedikçe unutamam
Ama hiç istemiyorum
Çünkü ellerin sıcak
Dokunamasam bile sıcak

Bir kuş görürüm belki
Uçmayı seven
Ama her bahar geri dönen
Bir kuş görürüm
Bana her mevsim için umut veren

Kısa Kısa 2

Bu gece can sıkıntıları yazın başıma gelmesi olağan şeyler. Geçen yaz pek gelmezdi ama bu kıştan beri o kadar sık geliyor ki artık şikayet etmeyeceğim. Mesaj atan kimse olmayınca, evdeki herkes de uyuyunca ilerleme kaydedemiyorum bu sıkıntılar konusunda. Dün bana göre az uyudum ve yarın da saat 3'te öğretmenimin düğünü varmış, ben bizim şehirde olacağını bile iki gün önce öğrendim o zaman gidelim dedim ama neyle nasıl gideceğimi de bilmiyorum. Zey düğün salonunun yerini bildiğini, bizi götürebileceğini söyledi ama kaçta buluşuruz kim gelir gibi ayrıntıları ancak yarın öğlen beni aradığı zaman öğrenebileceğim gibi görünüyor. Tabii ben bu saatte uyumamışım, hiç de uyumak istemiyorum, bu yüzden yarın öğlen nasıl uyanırım onu da bilmiyorum.

Okuyucuya not: Buradan sonrası hep oynadığım oyunlarla ilgili dandik bilgiler içermekte.

Oyundan dandikli resim
Oyundan dandikli resim
Bugün her zamanki gibi internetten dandik savaşmalı oyunlarımı oynarken kafama birden bir şey dank etti. Oynadığım oyun gerçekten çok ezikti (aslında facebooktan oynamaya başladığım için bunu önceden de fark etmiştim ama farkında değilmiş gibi davranmayı yeğliyordum) ve ben bu oyunda gerçekten çok eziktim. Bunun nasıl kafama dank ettiğini soracak olursanız oyunda sadece günün belli bir kısmında açılan odalar var, onlara girip grup olarak savaşabiliyorsunuz. Malum benim oyunda grup kurabileceğim arkadaşlarım olmadığı için rastgele oda bulmaya tıklıyorum ve baya bir üst üste aynı odaya girdi ve odadakiler beni kovdu, artık o odaya girdikçe onlar kovmadan ben çıkıyordum, ama olmuyor sanki başka oda yokmuş gibi (galiba gerçekten yok) hya yönlendirildim en sonunda odadaki çocuk dayanamayıp bana "siktir git" dedi ben de üzüldüm. Üstelik aynı birlikteydik filan insan hiç öyle der mi çok mu meraklıyım ben sizin odanıza aaa (Buraya liseli kız carlaması gelecek, ben pek iyi beceremem ama geceleri ne çenem duruyor ne de parmaklarım) Ben de hakaret yemeye dayanamayan gururlu bir kız olarak "bu oyunda ezoyum napsam netsem ne oynasam da ezo olmasam yöe" diye düşünmeye başladım. Sonra aklıma LoL adındaki dünya popisi oyun geldi. Ben bu oyunu ta ilk çıktığında, el kadar bebelerin, "ben yemek yemeye gidiyom" diyen profesyönellikte uzak nubların eline düşmeden önce bir kere oynamayı denemiştim, lakin oyunu oynarken hiçbir şey anlamamıştım, galiba direk oyun alanına daldığım için ölüyormuşun çünkü aklımda kalan tek şey gri-mavi tonları oldu. Ama oyunun Türkçe formatı da çıkmış şimdi ben yeni başlayıp da nasıl oynanırdan girersem öğrenirim diye düşündüm. Abim de bu oyunda baya iyi olunca fikri ona açtım, o da "benim bilgisayarda var sana atarım" dedi. Abim bana attı sonra dışarı çıktı ama ben denedim denedim oyun açılmadı. Sonra abimin attığını silip yeniden indirdim oyunu. Tabii milliyetçilik yapıp Türk serverında oynamaya başladım, biraz oynadım sonra abim geldi. Oyunu oynar oynamaz ordaki nicki salak sapan insanlardan biri ben oyunu pek oynamayı bilmediğim için "mal" dedi. Ben ona da çok üzülünce oyunu direk abime verdim, abim de yıktı geçti ortalığı. Zaten ben küçükken bile oyun oynamaktansa abimin oynamasını izlemeyi çok severdim, hala da biri yanımda oyun oynasa (eğer güzel oynuyorsa) oturup saatlerce izleyebilirim. Her ne kadar LoL'daki her karakter fıstık gibi olsa da o her oyundan yeniden karakter seçme olayı filan hiç bana göre değil. Ben oyunlarda karakterlerime bağlanmayı, onları benimsemeyi severim. Abime de böyle deyince bana Aion diye bi oyun önerdi, indir oynarız dedi. Ben de izdiriyorum hadi hayırlısı be gülüm.

Tabii böyle ben oyunlarda beceriksizim dediysem hemen eziklemeyin. Sims'te (gerçek hayatta olmak kaydı ile) kimseyi üstüme tanımam, hatta yanımda başkasının Sims oynamasına veya ben oynarken fareyi elimden alıp acemi acemi bir şeyler yapmaya çalışmasına asla katlanamam, için parçalanır.
Bir de Diamond Dash ve Candy Crush Saga gibi oyunlarda da oldukça iyiyimdir (son zamanlarda pek oynayamıyorum gerçi), tetrisi severim, Plants vs. Zombies'de baya ilerlemişliğim var, Dinner Dash'da pek süper olmasam da Sally's Spa'yı tamamen en iyilerle bitirmiş insanım.
Yani kısaca kız oyunu olarak tabir edilen oyunlarda müthişimdir ben, kız olduğumdan kaynaklı galiba.


Bu da böyle pek oyunlu bir yazı oldu.

Defterimden - 3


Uzun uzun hikayeler yazmak gerek, kimse okumasa da.
Martılar uçurmak, kağıtlardan, turnalar kondurmak sevdiklerinin kalbine.
Sevmek gerek aslında, kimse sevmese de.
Çünkü sevmek en çok masumken güzel, insan ancak çocukken masum.

Yine de büyümek gerek bazen, hayattaki boşlukları doldurabilmek için.
Anlamsızlıktan kurulmak masumiyetini kaybetmek demek, ve yine.
Tanımak lazım önce insanı, usul usul.
Gaçmişini geleceğini ve her anını anlamak gerek.
Önce sevmek gerek, sonra sebebini bulmak.
Bir gün mutlu olmak gerek, geçmişten kalma.
Bir pamuk şeker alıp çok şekerli demek.
Bir sakız tüttürmek gerek, sigara niyetine.
Kağıtlardan fal bakmak, ki asla da tutmaz.
Bir mum yakmak gerek ve oturup saatlerce onu izlemek,
söndükçe yeniden yakmak,
bazen onunla yanmak.

Defterimden - 2

Bir insan bir insanı niye sever hala çözemedim ben. Sevgi kavramı çok salak, ee ben de salağım zaten, o zaman sevmek gerek. "-mek, -mak" ekleri güzeldir hep, farklı insanlar öyle konuşur, ben konuşamam pek. Çünkü kelimelerim öyle görünse de fiil olamazlar asla. Ben durmayı severim, fiiller hep uçsuz bucaksız. Fiiller isim olmaz, isimler hiç öyle uçmaz.

Söyle sevgilim hiç uçmayı hayal ettin mi? Ben uçmayı çok isterdim.

Bir de görünmez olmayı derdim, ama zaten pek görünür değilim. Görenler de pek sevmiyor zaten. Çünkü beklentilere hiç yanıt vermem ben. Yaptıklarım önemli değil ki. Duyduklarım önemli değil. Söyleyeceklerim hep önemsiz.

Yazınca hep çok uzun geliyor, göstersem çok kısa.

Anlatsam dilim tutulur, ruhum kanar, aklım karışır.

Bir haller oldu işte bana. Hep olur, hep oluyor.

Kimse gitmeden masallar bitmez. Herkes giderse anlatılmaz. Zaten karakterler güzel olmayınca olaylar hiç masal olmaz.

"Sevmek" istedim, duygularımı fiilleştirmek.

Birazcık şanslıymışım, öyle böyle bir şekilde başardım.

Her Bak yarım kaldı cümlem. Unutuyorum başka şeylerle meşgul olurken. O yüzden bir işi bırakıp başka iş yapamıyorum, her şeyle aynı anda uğraşmaya çalışıyorum.

Sonra da her şey birbirine karışıyor.

Ben zaten hep karışığım.

Defterimden - 1

Korkağım.

Hava kararmayınca zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum ben. Sadece geceleri uyanık olduğumda yavaş geçer zate. Gündüzler hep hızlıdır, acımasızca o yüzden.

Merhaba sevgilim?

Naber?

Oralar sıcak olacak. Sen zaten üşümezsin, fazla sıcak olmaz değil mi?

Olsun biraz inca giyinirsin.

Uyursan, birden sabah oluverir.

Konuşurken de zaman yavaş geçer zaten.

Ama bazen susmak gerek.

Sen şarkı söylemezsin, sesin de zor duyuluyor zaten. Ama kulağıma gelen seslerin kaynağı sensin, bir şekilde.

Ben zaten "sessizliği" de çok severim "sesi" de.

Sıradan ağlamaklı anlar

Anlatacak bu kadar şey yokken bir şeyler yazmak istemek, yazmak için çırpınmak da acınası oluyor. Ha bir de etrafta bir sürü insan olunca da yazmaya zaman ayıramamak kötü oluyor.

Mesela dün gece basit bir sebepten sonra ağladım, sonra aynaya baktığımda bir kez daha ağlayınca dudaklarımın ne kadar da çirkin göründüğünü fark ettim sanki ruj sürüp taşırmışım gibi kızarıp şişiyor. Kuzenime bunu saha önce söylemiştim tıpkı da söylediğim gibi göründüğünü söyledi ve güldük, ardından yengem güzel güzel konuştu benimle beni anladığını büyük kuzenimin de öyle olduğunu filan anlattı, ki o kuzenimle de oldukça ortak noktamız var zaten. Sonra sen hangi burçsuz böyle duygusalsın diye konuya girdiler ardından da kuzenim telefondan açıp hepimizin burçlarının özelliklerini filan okudu öyle eğlendik.

Bir Milyonerin İlk Aşkı diye bir Kore filmi varmış, ben daha önce izlemeye başlamıştım ama yerım bırakmıştım, neden yarım bıraktığımı da hiç hatırlamıyorum. En başta kuzenim söyleyince hatırlamadım ama konuyu duyunca "aa ben bu filmi izlemeye başlamıştım galiba" gibi bir şeyler oldum. Hadi izleyelim dedik, internetten bulup açma kısmı baya zahmetli oldu ama yaşasın yeni aldığım hdmı kablo diyorum, o olmasa minnacık ekranda izlemek zorunda kalırdık. Küçük kuzenim ertesi gün teyzesinin oğlunun kınası olduğu için başka şeylerle uğraşıyordu biz de izlemeye başladık, tabii yengen karanlık ve gece olunca filmi izlerken uyuklamaya başladı sonra da gidip yattı. Filmin başları sıradan zengin kız fakir oğlan olayları olacak gibi gösteriyordu, o da biraz tuttu gibi ama filmin sonuna doğru çocukla ve ailesiyle ilgili bilinmedik gerçekler açığa çıktı *spoiler alert* kızın filmin sonuna doğru onu küçükken terk eden annesini bulması ve onunla konuşması bana oldukça acıklı geldi, gösyaşlarımı tutamadım.

Film bitince gözüm yaşlı da olsa bi rahatlama ve kötü olmayan bir film izlemenin verdiği huzurla, zaten ağrıyan gözlerimin de biraz dinlenmesi gerektiği düşüncesiyle uyumaya karar verdim ama benim yatağımda babam yatıyordu (kendi çok güzel yatağı varken neden hep benim ya da abimin yatağında yatmak ister anlamış değilim, bence benim kendi yatağım dışında her yatağı yumuşacık bulma özelliğim babamdan gelmiş olabilir, başka açıklama göremiyorum da) o yüzden ben de annemin yanına sokuldum.


Akşam ben ağladığım için annem de üzülmüştü, annemi çok seviyorum hatta biraz haksızlık gibi duruyor ama kimi daha çok seviyorsun deseler annemi derim herhalde, babam çok tatlıdır sevecendir ama annelerin hali bana göre başka oluyor. İyi ki annem babam ver, onlar olmasa ben dayanamazdım, özellikle bu duygusallığım ve mızmızlığımla onlar dışında kimsenin bana bu kadar uzun süre katlanabileceğini düşünmüyorum.


Annemin yanına yattığımda elini tuttum. Uyurken yanımda bir insan olunca ona dokunmayı sarılmayı hiç olmadı elini tutmayı severim, hiç olamadım o ay ben sarılmayı sevmem dayanamam insanlara tiplerinden olamadım. Küçükken de arkadaşımla kaldığımızda kol kola girer uyurduk, çok eğlenceli gelirdi bana.

Uyumaya çalışırken birden yine duygulandım ve istemsizce ağlamaya başladım, hıçkıra hıçkıra ağlayasım geldi ama ağlayınca zaten nefes almakta zorlanıyorum. Arkamı dönüp uyumaya çalıştım neyse ki çok ağlamadan uyuyabilmeyi başardım, sabah da yengemin ve babamın reçelleri nasıl kavanozlayacaklarına dair kavgasıyla uyansam da annemin onları susturmak için kalkmasıyla kahvaltıya kadar uyuyabilmeyi becerdim.

Galiba ben normal normal şeylere üzülüp ağlarken asıl dertlerim aklıma geldiği için ağlamamı kesemiyorum, insanları daha fazla üzüyorum. Derdim de dert olsa gocunmam. Geçen yaz her türlü konuştuğumuz, mutlu olduğumuz halde bu yıl bana mesaj atmamak için çırpınması üzüyor beni, sıkıcı geliyor, "koyuyor" de denilebilir galiba. Sonuçta sırf benden uzak kalmamak için telefonunda az para olduğu halde günlük internet paketi almışlığı da var minnacık sıkışık anlarında bile beni aramışlığı var, birden bire ya da yavaş yavaş benimle ilişkisini adeta kesmiş gibi olması ve konuşmayı saçma gördüğünü söylemesi canımı acıtıyor. Ve buna rağmen aramızdaki her şeyin gayet normal gittiğini düşünüyor, bir de ben zaten her şeye üzülen biriymişim.
"Kitap okusana bana" diye mesaj attım uzun süre cevap gelmeyince de "Anladığım kadarıyla bu hayır demek" yazdım, yine cevap vermedi ve bir süre sonra sadece "İyi geceler" yazdı. Aramızın bu kadar açılması garip geliyor, düşüncelerimi ve duygularımı ifade ederken çekinir oldum, mesaj atarken bile bir çok kere düşünüp öyle atıyorum. Bu ilişkinin gidişatı beni gayet üzüyor, ama ona dayanamıyorum.

Salı günü yayınlayamadığım yazı


Dün kuzenimle ve büyük kuzenimin iki çocuğuyla beraber sinemaya gittik, eh eğlenceliydi aslında çünkü beklenilmeyecek bir şekilde çocuklar gayet de uslu durdular sadece biraz abi kardeş kavgası yapar gibi oldular ama film yeniden başlayınca o da geçti. Kısaca şirinler hakkında yorum yapmam gerekirse Dexy gerçekten taş gibi bir şirindi ve kim oğlunun adını Maviş (Blue) koyar ki. Aslında Blue fena değil ama Maviş diye çevirince komik oluyor sanki, lakap olur bana da maviş diyenler oluyor ama erkek olmadığım için bu normal geliyor. Ama herhalde adım öyle olsaydı kendimi kuş gibi köpek gibi filan hissederdim. Yine de filme gittiğim için hiç pişman değilim. Üstüne de bir de hazır dışarı çıkmışken hdmı kablo ve öylesine bir gömlek aldım. Aslında Colins'te çok taş gibi bir kot gömlek gördüm ama bana göre bedeni kalmamıştı.

Bu yazıyı salı günü yazmıştım ama annemler gelince kapattım okumasınlar diye, kaldı işte böyle. Yayınlayıp yayınlamamak arasında kalmışlığım yok, yazmışken yayınlayayım, sonuçta bir emek var sayılır.

Ben bir şey beğenemem mi?

Bir önceki blog yazımdaydı galiba yengemlerin gelmiş olduğunu yazmıştım galiba. Birkaç gündür oldukça iyi gidiyordum hani. Normalde hep kendi odamda balkonumda takılır sabaha kadar bilgisayar başında geçirirdim. Ama son günlerde kuzenimle dizi izliyorum ya da oyun oynuyorum. Tabii ki benim favorim Ateş ve Su, her ne kadar çocuk oyunu olsa bile bildiğim en iyi multiplayer oyun diyebilirim. Kuzenim sağolsun Pottermore'da ilk iki kitabı da bitirdim bile.


Bugün de dışarı çıkayım güzel bir şeyler alayım hem düğünde (düğün de sünnet düğünü ben süslenmeye gerek duymuyorum pek) de giyerim filan diye düşündüm. Annem, yengen, kuzenlerim çıktık dışarı üç saat gezdik ama yine de bir şey bulamadım. İlk girdiğimiz mağazada hem taşlı pullu benim gözüme (sadece benim değil kuzenlerimin de) yaşlı işi görünen şeyler vardı. Hatta kadın yarı elbise yarı tunik gibi bir şeyi bana zorla giydirdi ama pantolonla giysem onun o kemerinin durduğu yerden kuyruğumsu arka kısmından hiç rahat edemem, pantolonsuz zaten giyemeyeceğim boyutlarda. Ondan sonra yaklaşık on mağaza daha geçmişizdir ama yok. Annem kendisi için çıksa bile benimle olduğu zaman hep bana alırdık o bir şey bulamazdı ama bu sefer annem bile buldu ben bulamadım, aslında biraz uzun zamandır böyle. Beğenemiyorum, birinin bir yanı ötekinin başka yanı kötü geliyor. Gerçi yarın şansımı bir de avm gezdikten sonra gözden geçirmem lazımama her neyse.

Bu sıralar toplum içinde olduğum için çok fazla yazamıyorum ama biraz rahatladıktan sonra daha sık yazabilirim. Aslında başımdan bir şeyker geçsin de onu yazayım isterdim ama genelde bir şey yazmaya başladığım zaman sıkıcı ya da olumsuz şekilde bitiyor, ama olsun ya olsun.

Kısa kısa 1

Bir şeyler yazmayı ne kadar sevsem de yazılarımda sürekli yakınmayı, dert yanmayı sevmem. Çünkü dert yanmayı bıraktığın zaman içinde oluşan o boşluk insanı dert bulmaya yöneltiyor gibi geliyor. İki yıl önceki blogumda o kadar çok şey yazmıştım ki. Yazılarımın yarısı sebepsiz dertlerimle yarısı da artık dert yanmak istemememle alakalı bir şeydi. Sonra o hayatımda olmaya başladığı zaman dertlerim azalmış gibiydi. Yazacak bir şey yoktu, içimi dökecek dert gibi gösterecek bir şey yoktu. Zaten pek atraksiyonsuz yaşamımda da öyle uzun uzun anlatıp da blog haline getirebileceğim bir şey yoktu. Ağlamayı kesmiştim hem, neredeyse bir ay hiç ağlamadığım olmuştu. Garip işte.

Bu yıl o blogumda gerçekten çok az yazı yazdım, blog tutmayı yeni arkdaşlar edinmeyi gerçekten çok özledim ama her türlü sanal ortamımdan uzaklaşmış gibiydim. Çok sevdiğim arkadaşlarım forumumuza girmiyordu, orası işlevini tamemen yitirdi. Ardından bilgisayarı sık sık açmamaya başladım. Bilgisayarı açmayınca da duygusal patlamalar yaşadığım zaman her an elimin altında olan onlarca çok sevdiğim defterimden birine içimi dökmek bilgisayarı açmaktan kolay geldi. Hatta minik minik cümlelerle defterimi twitter-facebook gibi de kullanmaya başladım. Çünkü tanıdığım insanların duymasını istemediğim ama tanımadığım ama beni olduğum gibi seven insanların duyup algılayıp yorum yapmasını istediğim o kadar çok şey var ki.

Kimsenin beni yargılayamayacağını düşünmem gerek burada yazarken. Çünkü gerçekten kimsenin umrunda değil benim sürekli melankoli yaşamam ya da mutlu olduğum zamanlarda buradan uzak durmam. Çünkü insanlar beni okumak zorunda oldukları için ya da benimle dalga geçmek zorunda değiller, sadece burada oldukları için buradalar ve ben burada olmalarını çok seviyorum.

Dün Antalya'dan yengem ve kuzenlerim geldi. İnsanlarla sözel olarak samimiyet kurmakta zorlansam da galiba iyi bir başlangıç oldu çünkü insan akrabalarını özlüyor. Aslında ben daha çok korkuyordum ya konuşacak bir şey bulamazsam filan diye ama öyle olmadığını gördüm, başbaşa iki kişi kalınca zor oluyor ama birden fazla kişi olunca karşımda bir şekilde oradan buradan sohbet açılıyor. Dün sahura kadar babamın dizi aşkı sağolsun hep beraber Prison Break izledik. Galiba babam da kışın izlediği bir sürü dizinin acısını bizimle beraber dizi izleyerek çıkarıyor, düştüğü boşluğu az buz anlayabiliyorum.

Eh, şimdilik görüşürüz sevgili blogcanlarım.