Grip başımda duman

Başlarken dinlediğim şarkı

Günümden arta kalanlar, günümle başlayanlar, mutlu olmalar çalışmalar.

-Dün gece çok ağladım, saçma saçma ağladım, sonra huzura kavuştum ve daha çok ağladım içimde kalmasın diye.

-Rüyamda onu gördüm, pişkin pişkin iyilik istiyordu bir de, yardım etmedim oh olsun.

-Uyandığımda çay hazırdı, ama burnum akıyordu ve gözlerim şişmişti! Grip artı ağlamak eşittir kırmızı ve şişik bir surat, ha bir de burun akıntısı.

-Zey aradı alışverişe gidelim dershaneden önce dedi, pek mutlu oldum.


-Hazırlandım çıktım, hasta ama güzel görünüyordum hiç yoktan, güzellik benim ve arkadaşlarımın görecesi, korkunç da olabilir ama gözümün şişi hafif indi.

-Her yeri aradık ama istediğimiz kulaklıklardan kalmamış, onun bana aldığı kulaklık hayallerimin kulaklığıydı ama tek tarafı bozulduğu için kullanamıyorum. Zey saat de bulamadı ama kardeşine tokalar aldı. Ben de 2,5 liraya bulduğum tatlı mı tatlı kedili kolyeyi.

-Dershane bugün daha güzeldi, Sena'yı görmek mutlu etti.

-Yan sırada bi çocuk var Askerin oğlu diyelim, her lafa atlıyor sinir oluyorum, dün sevdiğim sanatçılara laf etti bugün de animelere laf eder gibi bir şey oldu. Koyayım o çocuğa, neyse işte bu çocuk çıkarken cüzdanını sınıfta unuttu (ama ben çocuktan nasıl nefret ediyorum nasıl) ben yine de cüzdanı aldım arkasından koştum çocuğu bulamadım, Zey de arkadan bağırıyor "nefret ettiğin çocuğa bi de iyilik mi yapacaksın yaa" diye (o benden daha çok nefret ediyor), yine de benimle koştu. Şimdi bi de bu Askerin oğlu'nun yakın bi arkadaşı var Yeşilli diyelim biz buna, çok tatlı bir şey bu da, çocuğu bulamayınca ona seslendik seslendik duymadı en sonunda Zey "pişşt yeşilli" diye bağırdı cüzdanı aşağı attı, ben de garip garip çıkmayan sesimle "arkanda oturan çocuğun cüzdanı" dedim, umarım duymuştur da çocuğu bulur verir. Ayıp oldu Yeşilli'ye de ama bizden iyiliğin bu kadarı.

-Tüm gün sessiz kalmak zorunda olunca çıkışta tüm kızlarla gülüyordum, Eliş de bizim dershaneye kadar gelmişti bizimle otobüste bindi, adamın biri sessiz olmamızı filan söyledi, ona da alındık tabii.

-Otobüste nefessiz kaldım iyice.

-Eve geldim ne burnumun akıntısı durdu ne başka bir şey. Hasta hasta matematik çalıştım.

-Bir ilaç içtim, uyuyayım, bu gidişletüm gün okulda burnumu sileceğim.

Sürekli ölüyorum, birinin beni yaşatması gerek




Sıkıntılıyım, çok sıkıntılıyım ve her gün daha fazla boğuluyorum.
Okul başladığında o kadar da kötü olmayacağını düşünmüştüm. Ne kötü olabilirdi ki alt tarafı birazcık ders (berbat bir ders programı ve 7'de çıkıp 16.20 gibi anca eve gelmeler) ve ders çalışma programları (20'ye kadar dışarlarda kalmalar), her gün aynı insanları görmek (ve bir süre sonra çok sevdiğin insanlarla bile aşk bitermişçesine arkadaşlığın zayıflaması sürekli stres ve gerginlik), aynı insanları dershanede de görmek (ve orada da göbek bağınız beraber kesilmiş gibi davranmadıkları zaman sebepsiz alınmalar, hiç tanımadığın insanlarla sınıfta yalnız kalmalar)... Parantezlerle devam edemiyorum, olumlu şeyler göremiyorum. Her gün yeniden ve yeniden ölüyorum, müziksiz-dizisiz-kitapsız geçen her saniyede ruhum sıkışıyor ve zırıl zırıl ağlamak istiyorum. Ruhum bedenimde sıkışıyor. Kurabileceğim hayaller kalmıyor, ilgilenecek başka bir şeyim olmadığı zaman feci derecede başım ağrıyor.

Dershane bu sene saat altıya kadar sürüyor, daha da ölüyorum. Eşit ağırlık sınıfına geçmeye karar vermiştim dershanede, ama pişman olur muyum bilmiyorum, başta iyi gibiydi filan çünkü hep Zey vardı yanımda ama bugün Buju'yla eve gittikleri için yalnız kaldım koskoca sınıfta, hem de sınıfın en salak yerinde. Normalde orta sıranın en arkasında oturuyorduk, bugün sıraları öne çekmişler ne sağa sola bakıp insanı dikizleme imkanı var ne telefon karıştırma. Hey bi de tenefüste yandaki çocukları dinliyorum zaten kendini bi halt sanan her lafa atlayan bi çocuk var o en sevdiğim sanatçıları sayıp da asla dinlemem bunları dediği zaman boğazlayasım geldi, Zey nefret ediyordu çocuktan ama benim öyle duygularım yoktu, şuan onu parçalamak istiyorum. Zaten sol yandaki çocuk da sapık gibi bakıyor dalga geçiyor filan bi ara gidip "açıkta bir yer mi gördün lan ne bakıyorsun hıyar" demek istiyorum, ama ilk baktığında el sallamıştım ne bakıyon diye, galiba o anlamadı.
Neyse ki Sena bizim dershanede de arada bir yanıma geliyor, yoksa iyice fıttıracağım.

Okulda yapacak hiçbir şey yok, dersler de o kadar sıkıcı ki matematik dersi dışında hiçbir şey yapasım gelmiyor. Matematiği de Aytüş'e sorup biraz biraz öğrendim o kadar. Okul hayatım hiç böyle ıstıraplı olmamıştı. (Direk buraya atlamışım bu nasıl bir içimde tutmadır ya..) Unutmam gerek. Mesaj atmıyorum. Atmamam gerek. Bi de çevreci olmuş galiba. (Eliş'in twitterından baktım ona da, ha ha) Neyse bari bi ağaca adımı filan koysa, ya da ağaç beni hatırlatmaz ne bileyim karpuz olsun filan, belki portakal ağacı da olabilir.
Hala onu seviyorum ama o bambaşka bir şehirde süper bir okulda ve galiba inek olmuş.

Ben de okuldaki bunalımların arasında Dexter'a devam etmeye karar verdim, iyi geliyor ama Dexter'ın sevgililerini ve beynini ayrı ayrı becermek istiyorum bazen. Yine de adam öldürmesi çok tatlı kalp. Sonunu da biliyorum zaten ama izlemesi güzel.

Evde olmayı çok seviyorum ve hiç çıkmak istemiyorum, tabii ki de evlerinde sürekli küçük kardeşleri olan arkadaşlarım beni anlamıyor ama yatağımda bulduğum huzur başka bir yerde yok.
Ama benim okulda yaşadıklarıma kesin bir çözüm bulamam gerek, yoksa bu iş böyle gitmeyecek.

Şiir - 5



Yoktur dedi acının büyüğü küçüğü
Hatta minik kesikler daha acıtır acı
Çekinme dedi anlat bana
Hangisi o parçalayan anı

Yıllar önceydi, yine de çok uzak değil
Bir kız vardı küçük ve aptal
Ona uzanan eli tutmadı
Hayalini inkar etti
Ve kırılmamak için kırıcı yalanlar söyledi

Büyüdükçe küçüldü
Bozdu gözlerini ve üzüldü
Yeniden görmeye başladığında
Saflığını görüp içine süzüldü

Görmek acı vericiydi
"Belki"ler ve "keşke"ler daha beter
Onlar etrafını sarmaya başladıkça
Döküldü gözyaşları, teker teker

Kızın bencildi düşünceleri
Ama korkardı insanları incitmekten
Korktuğu başına gelirdi hep
Ve acı çekerdi yeniden

Uyumak istese uyku tutmaz
Dokunduğu her hayat çoktan paramparça
Pek meczup değil o
Sadece dertleri açık ona

Anlattı kız tek tek
Dinlenildi de

Anlaşılmadı belki ama
Ağlayacak bir omuz kazanmak yeterdi işte ona

En azından dünyalı olduğum konusunda hemfikiriz (galiba)


Yaşın daha küçük olmasına rağmen hayatını birçok farklı şehirde geçirmenin birçok kötü noktası var.

Mesela seni en çok anladığını ve tanıdığını düşünen insanların bile aslında hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğini fark ediyorsun, "Anlattıklarımı dinlemiyor mu?" ya da "Hakkımdaki şeylere karşı bu kadar kayıtsız mı?" gibi şeyler geliyor insanın aklına. Hatta çoğu zaman da kırıcı olabiliyor.

Daha geçen gün -birinin hangisi olduğunu hatırlamıyorum- arkadaşlarımla başıma geldi filan. Anneannem bizde kalıyor, kendi evi var ama dedem vefat edeli uzun zaman olduğu için kimse onu yalnız bırakmak istemiyor, işleri güçleri olunca da yanına gidemiyor, arada sırada teyzemlerde kalsa da asıl yeri bizim yanımız. Şimdi şöyle anlatayım, annemin yedi sülalesi de kendisi de şuanda yaşadığım şehirli. Annem gündüz işe biz okula gittiğimiz için ve anneannem şu sıralar biraz rahatsız olunca (ve ev gündüz çok boş oluyor) teyzemlerin bize geldiğini filan söyledim laf arasında arkadaşıma, "Senin ailen burada ne arıyor Samsun'lu değil misin sen?" diyor. Hani belki normal filan ama iki yıldır haftanın 7 gününü de beraber geçirdiğin, yazın bile sürekli gördüğün insanlardan bunu duymak sinir bozucu.

Ama baba tarafım Samsun'lu, ben hiç Samsun'da yaşamadım bir ya da iki yılda bir tatile gider yaklaşık bir ay kalırım o kadar. Defalarca söylediğim halde çoğu arkadaşım Samsun'da yaşamadığımı hala bilmiyor sanki, hadi onu da geçtim kafaları karışmış olabilir.

Önceden yaşadığım bir şehirden bahsediyorum, ki sık sık bahsederim ben geçmişimden, hep özlerim, yaşamakta en çok zorlandığım şehirler bile değerlidir benim için. Ama aramızdaki diyalog şu
"Aa senin orada ne işin vardı?"
"Ben iki sene orada yaşadım ya."
"Hadi be!"
İnsanın en yakın arkadaşları olsa bile sinirlenmiyor değil.

Bir sürü örnek var böyle. Hadi birkaç şehirde birkaç ilçede yaşadım da hepsini toplasan bir elin parmakları kadar. Hatta doğum yerim de bu şehir anlamıyorlar. Annemin akarabaları buralı olmadığımı söylesem alınıp küsüyorlar ama arkadaşlarım sürekli "sen anlamazsın buralı değilsin" havalarında, e ben da hayran değilim bu şehre ama burada yaşamadığım yıllarda her yaz en az iki ayımı burada geçiriyorsam, burada doğduysam, annemin kardeşleri, kardeşlerinin çocukları, kuzenleri, dayı-amca-teyze-hala'ları buradaysa, bu şehre sırf annemin memleketi diye tayin istediysek ve yaşamak zorunda kaldıysam herhalde 3. şahıs muamelesi görmemem lazım.

Niye böyle atarlandım bilmiyorum ama arkadaşlarıma yüzlerce anlattığım şeyleri her duyduklarında ilk defa duymuş gibi tepki vermeleri beni üzüyor.



Şiir - 4


Sessizlik tırmanıyor boğazımdan yukarı
Sesim kesiliyor, bazen 
Ilık ılık
Yağmurlar boşalıyor gözlerimden
Konuşmak istiyorum

Zaten sesimi kaybediyorum

Kısa Kısa 5

Düşünmek güzeldir, ama çok düşününce hep ağlarım.

Arkadaşlarınızı sevin. Az sayıdalarsa zaten seversiniz.
Ben baya kıskanırım arkadaşlarımı, birbirlerinden kıskanırım, başkalarından kıskanırım. Benden daha çok mesaj atıyorsa biri kıskanırım. Benden daha çok gülüyorsa biriyle kıskanırım. Bir şey yaparken bana haber vermezlerse kıskançlıktan çatlarım. Ama çok severim.
Galiba arkadaşlarım çocuklarım gibi benim.
O yüzden bu hayatta beni en mutlu edenler onlar, iyi ki varlar, iyi ki tanımışım onları. Gülümsemeleri bile içimi aydınlatıyor o bir avuç insanın.
Sena'yı çok özledim ama, bu yaz sadece 2-3 kere göüşebildik, onun da sadece 1 tanesi tesadüfen değil de buşulma şeklindeydi. Yanımızda başkaları olunca içimi de dökemedim ona.
Alpi iyi ki var da destek oluyor bana. Aslında destek de olmuyor. Ne bileyim salak salak konuşuyoruz ki bu bana iyi geliyor.
Aytüş de sağolsun minik sevimli kız olmakta üstüne tanımıyorum.
Tüm arkadaşlarımdan tek tek bahsedecek miyim sanki, boş verin.

Okul beni üç gün içinde mahvetti.
Bacaklarım ve kollarım çok acıyor üç gündür, özellikle dün bir de okuldan sonra alışveriş yapmak için dışarı çıktım ya, kat kat fazla acıyor bacaklarım.
Galiba alerjim var, emin değilim, sürekli kaşınıyorum ve kaşıdığım zaman da kızarıp baya bi şişiyor. Doktora gitmem gerek.

Onu özlüyor olabilirim ama bu ilk defa bana yapılan öküzlükleri unutacağım anlamına gelmiyor. Kendime zaman ayırmaya ihtiyacım var.

Friends izlemeye bayılıyorum. Ve Chandler'ı aldatan gerizekalıdır.

Halim yok, yorgunum, bir ara uzun uzun yazarım ama bu her zamanki gibi kısa kısa oldum.

Bai bai~

Mim - 2

Mim için Uska'ya tekrar teşekkürler, böyle üst üste mimlenmek beni tabii ki de çok mesud etti :D


Hayatınızda hiç mucize olarak nitelendirebileceğiniz bi olay yaşadınız mı?
Düşünüyorum düşünüyorum aklıma gelmiyor. Gerçi anlattıklarına göre yaşamam bile mucizeymiş, küçükken dört gün yemek yemediğim bile olmuş, bu olsun bari. (Ne kadar da sığ bir hayatın varmış demeyin :/)

Almayı düşünüp de alamadığınız ne var?
Playstation, Nintendo DS, Nintendo GameBoy (evet modası yıllar yıllar önce geçti ama benim hiç olmadı, hala istiyorum), Sims 3'ün bir tanesi dışında tüm ek paketleri, yeni bir oda takımı, android telefon...

Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı?
Asla giymem dediğim şeyleri severek giymeye başlamışlığım var, artık yumuşağım ama yine de yazayım.
Gömlek konusunda feci halde takıntılıydım, yıllarca bana gömlek alınmasına izin vermedim. (Şimdi dolabım gömlek dolu)
Boğazlı şeylerden nefret ederim, ne boğazlı badi giyerim ne boğazlı kazak, annem giymem için zorladığında bile giymem.
Giydiğim şeyin ya tam uzun ya tam kısa olması lazım, arasında olunca rahat edemiyorum.
Çok kalın şeyler giyince de rahat edemiyorum.

Nefret ettiğiniz huylar ve insanlar?
Mesela sevmedikleri insanları seviyormuş gibi yapanları hiç anlamam. Ya da hoşlanmadıkları insanlarla sırf yaşamış olmak için ilişki yaşayanları.
İnsanlara tepeden bakabilen insanları da anlamam. Ya da tanımadığı her insana karşı kaskatı ve kendini beğenmiş davrananları da. Utangaçlık başka bir şey çirkeflik başka.
Ağzını şapırdatmak sinir bozucu bir huy geliba, insanlar ağzı kapalı yemek yemeyi öğrenmeli!
Bir de çok takıntılı olmak sinir bozucu, insan her şeye takılırsa hayatını yaşayamaz. (Sanki ben çok takıntısızım ya :P)

Sizi en net tanımlayan kelime nedir?
"Miyav" diyor geçiyorum.

Hayata yeniden gelme şansınız olsaydı hangi ülkede doğardınız?

İtalya ya da Japonya galiba. İkisinin de çizgi filmlerini çok seviyorum.
Ama geçmişte gelme şansım olsa ortaçağ avrupa ülkelerinden birinde doğmak isterdim, soylu olarak.

Tek başına bir insan keyiflenmek için ne yapabilir?
Dizi izler, film izler. Sevip de bitirmek istediği bir kitap varsa onu okur. İnterneti açar twitterda saçmalar. Ya da kalkar çay demler mandalina-karpuz yer.

Nikah masasında evleneceğiniz kişiden "hayır" cevabını alsanız ne yaparsınız?
Başta ciddi olduğunu düşünmem ama ciddiyse ve beni orada bırakıp giderse kendimi tutamaz zırıl zırıl ağlarım, hiç öyle güçlü filan duramam. Ardından da aylarca depresyona girerim çıkmam.

İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?
Kaderini yazar, herkesin kendi aklı var ve yaptıkları şeyler kendi sorumluluğu altında.

Aklına gelen ilk İngilizce kelime?
Stupid. Arkadaşına hakaret eden ilkokul çocukları gibi oldum :P

İnternette sahip olduğunuz ilk nickname?
zambak97, hotmail hesabımı açarken kullanmıştım baya da severdim, neyse acemi şansı varmış bende çok çok da korkunç değil, dördü beşi sorsanız utancımdan yazamazdım.

Ve mimlediklerim
kusyuvam ve asiyan (biriniz de doldurabilirsiniz, ikiniz de, hatta beraber doldurun),  muzurella, melodramCessie, Simge (iyi olman dileğiyle :) ), Katip

Umarım mim yazarken eğlenirsiniz (umarım yazarsınız~) (umarım daha önce yazmamışsınızdır ^^'')

Sonradan gelen not: İnsanlara mimlendiklerini söylediğim zaman utandığımı fark ettim. Sanki tek amacım yorum yapmak değil de mimlemek gibi hissettim. YO DOSTUM YO BEN BU DEĞİLİM!

Mim - 1

Dün akşam on bir buçuk sularında döndüm tatilden, e malum yol yorgunluğu, bavuldakileri yerleştirme, evi temizleme derken anca anca girebildim bloga. Ben yazın bomboş günlerinde birileri blog yazsa da okusak derken ben tatildeyken yazılanları gördüm de sevindim.

Bu arada Uska mimlemiş beni, hatta iki kere mimlemiş, ben de tersten de olsa başlayayım mimleri yapmaya :D
Burada bu da ilk mim'im olmuş oldu, çooook teşekkürler!

İlk olarak

Yalnız Geçen Bir Günümde Neler Yapıyorum

Şöyle bir yazın anneannemin bizde kalmadığı, kuzenlerimin olmadığı günleri düşününce bu sorunun cevabının çok kısa olabileceği geliyor aklıma, o kadar ki üşengecim ve bir şey yapmıyorum.

Sabah büyük ihtimalle 12 ya da 1'e kadar uyurum, hatta daha fazla bile uyuyabilirim ama ben de uyuyunca yorulanlardanım ve ne kadar çok uyursam dinlenmek için daha fazla uyumam gerekiyor, o yüzden uykuma mola veriyorum. Ya da babam beni zorla kaldırıyor, sırf yemek yiyeyim de ölmeyeyim diye.

Uyandığımda yüzümü yıkama faslı tabii, bazı insanlar yüzlerini yıkamadan okula kadar geliyorlar, şaşıyorum öylelerine, yüzümü yıkamadan birkaç saat bile geçiremem ben.

Büyük ihtimalle dolapta ya da masanın üstünde domates-salatalık olur, ben de ayak üstü onların hepsini yerim. Çay varsa bi bardak çay koyar bir yandan onu içerken mutfaktaki televizyonda hiçbir şey anlamadığım programları ve dizileri izlerim.

Biraz kendime geçtikten sonra bilgisayarım neredeyse onun başına geçer otururum. Bu yaz yıl boyunca günlerce haftalarca ihmal ettiğim bilgisayarımla yeniden barıştık.
Sıkılma durumuma göre, eğer eğlenceliyse ve beni baymıyorsa takip ettiğim dizileri izlerim. (New Girl'ün ikinci sezonunu birkaç günde bitirdim, Friends'de kesinlikle sıkmıyordu. Ama Prison Break'in üçüncü sezonunu izlememek için sürekli bahaneler uydurdum.)
Eğer canım dizi izlemek istemiyorsa twitterda bir şeyler saçmalarım ve bir yandan da mutlaka youtube'da müzik dinlerim. (Tabii ki abim sormuyor değil neden 14 gb müzik arşivim olduğu halde hala youtubedan şarkı dinliyorum diye, bu sorunun cevabını henüz ben de bilmiyorum) Bir yandan da facebook oyunları ya da internette bulduğum saçma oyunları oynarım tabii.
Arada da mesaj atan biri varsa onunla mesajlaşırım, bu da büyük ihtimalle G. olur.

Bu arada bir de bilgisayarı hiç açmamışsam veya açmaya üşenmişsem kitap okurum. Ya da bilgisayar açık olur ben bir kitaba bakar bir bilgisayarda ne var ne yok diye göz atarım.

Akşama doğru annem işten gelir, sofrayı hazırlamasına yardım ederim. Genelde abim ve babam bilgisayar başından kalkıp da sofraya gelmez, onlar daha gelmemişse ben yemeğimi bitirip kalkarım ve yine bilgisayarımın başına geçerim. Bu sırada babam çay demler, zaten bizim evde çaysız gün geçmez.

Eğer dizi izlemek isterlerse ailem beni çağırır ve televizyonumuzun başına otururuz, ben bir bölüm izleyip kalkmak isterim ama onlar en az iki bölüm olmadan salmazlar beni.


Gece on ikiden sonra zaten facebook zamanım başlar. Paylaşım yaptığımdan filan da değil, alırım bilgisayarı kucağıma (balkonda ya da yataktaysam, ki bu yaz hep öyle oldu) Alpi'yle mesajlaşmaya başlarım. Genelde konumuz birilerini çekiştirmek filan olur, ya da film filan izlediysek ondan konuşuruz. Erkeklerle iyi anlaşırım kızlarından değil de erkek olan arkadaşlarım benim için kız gibi insanlarındanım galiba ben, saat üçe kadar filan bir yandan mesaj atar, bir yandan müzik dinlerim. Mesajlaşırken kitap okumayı da denedim ama baya tepki alıyorum.

Herhalde daha önce Stitch'e
aşık olduğumu söylememiştim.

Sonra da uyku tabii ki, ve her sabah yine aynı olaylar. Gerçi bu yaz evde insan bol olduğu zamanlar başka şeyler oluyor ama o da yalnız zamana girmiyor canım.

Kısa kısa derseniz; yat-kalk-bilgisayar. (Baya uzun yazmışım bunları.)

Şiir - 3

Bana bakma
Çünkü birazdan gözünü kaçıracaksın
Sen uzaktasın
Uzaklaşacaksın

Yaşlanacağım
Kuruntularım geçecek
Ya da her geleni aynı kişi sanacağım
Uzaklaşmaları gerekecek