Depresyon vol 1264

3 sivilceyle manyak depresyona girdim, kafamı hissetmiyorum, dersin bitmesine 7  dakika var.

Mutsuzluk %110 diyesim geldi ama kandırık yapmayalım o kadar. Ama mutluluk da %110 değil. Aslında %110 diyecek bir şey arıyorum sadece çünkü demesi çok eğlenceli.

Stres ya hep stres.. nasıl bir stres yaptıysam stresimin sonuçları beni daha çok streslendiriyor.

Şimdi çok üzüldüm hep sivilcesi olan insanlara. Nefret ediyorum sivilcelerden.

Son zamanlarda kendimi çok çirkin buluyorum. Evet bunu ben diyorum ya inanılmaz.. sürekli üstümdekilerin rüküş durduğunu, güzel gülemediğimi, sesimin hoş çıkmadığını düşünüyorum. Hatta bacaklarım kısa, dişim kırık, burnum büyük... ben ne ara böyle oldum ya? İnsanlar güzel dese beni avutmak için diyor gibime geliyor. Beğenmediğim insanlar bile benden daha güzel gibi hissediyorum.. Neyin depresyonu yavrum bu?

Zil çalar ş.. çaldı bile. Salıya 250 sayfa ödevim var 100ü duruyor..

Ben kaçar kedicikler, siz depresyona girmeyin

Parlak

Sevdiği kadar sevilmemekten şikayetçi herkesin hayatında sevildiği kadar sevmediği biri var.

Bu hayatın gerçeği ama çok saçma. Ama insan düşünmeden duramıyor sevdiği kadar sevilip sevilmediğini.

Mesela Sena'yla son bir yılda aramız çok açıldı, e normalde hiç mesajlaşmıyorduk whatsapp filan da kullanmıyor zaten. Aklıma yazın Emine'yi görmeye Eskişehir'e gitmesi geldi, acaba benim için de gelir miydi diye düşündüm. Gelmezdi. Yoksa gelir miydi? Bilmem, kimse benim için gelmedi. En son 5 yıl önce Esra gelecekti, o bile gelmedi. Ben de gitmedim. Giden kimse geri gelmezken kim gidenin peşinden gelsin ki?

Bazen de açıyorum 9. sınıf fotoğraflarıma bakıyorum. Peruğumu takıp tek güzel elbisemi giymiş, salak salak pozlar vermişim. Diyorum ki nerede o kendi kendine eğlenebilen kız.

Hep buraya geliyorum için doldukça. Sonra yazabilemeden kaçıyorum.

Bugün her yer çok parlak gözlerim yanıyor.


20.02

Nasıl anlatır ki insan? Hayatın boyunca tanıdığın birinin artık olmamasını..

Tanpınar'ın Huzur romanını okurken "Birdenbire babasını olduğu gibi karşısında gördü ve bu hayal ona bir daha onu görmeyeceğini, sonuna kadar onun varlığından uzak kalacağını, bir insanı bir daha görmemenin, sesini bir daha işitmemenin, bir daha hayatına girmemenin keskin ve yenilmez acısıyle ona hatırlattı." cümlesi beni etkilemişti. Hani insan düşünmeden edemiyor ya bazen, bir insanın her an varken bir anda yok olması.. her şeyden acı sesini bile duymamak. Bugüne has değil, hep acı görürüm.

Bugün annem ağlıyordu, annem her şeye ağlayan bir kadın değildir, hatta annemi ağlarken gördüğüm zamanları saymaya çalışsam babamınkilerden daha az çıkar. O yüzden endişelendim. Başta annem bana ne olduğunu söylemek istemedi, sen de ağlarsın dedi. Ama bir şeyi gizlemek onun varoluşunu değiştirmez ya..

Reyhan teyze ve kocası araba kazası geçirmişler, ikisi de vefat etmiş. Reyhan teyze, annemin arkadaşı, kendimi bildim bileli tanıyorum ya. Hani onlarca şehirden geçsen de istediğin zaman yanında bulabileceğin insanlar var ya, o yani.. Daha birkaç ay önce bizdeydi. Ne kadar da neşeliydi. Yazın gel Ankara'ya Ayça'yla gezersiniz demişti. Ayça daha benden bile küçük. Ya o ne yapacak o yaşta annesi babası olmadan?

Ölümün hiçbir zaman ölenler için kötü bir şey olduğuna inanmadım, eğer çok acı verici ve uzun bir yol değilse. Ama ölüm her zaman arkada kalanlar için acıdır.

Ölüm benim gibi hiçbir şey bilmeden atıp tutanlar için değil, annesiz kalan çocuklar için acıdır.

Ben sadece dua edebilirim.

Şiir - 10

Korkuyor tekrar bakmaktan gözlerine
Gözlerinde saklı bataklıklar
Gözlerin, bataklıklar

"Okumam" diyor, geçmiş sadece canımızı acıtır
Geçmeyen tek şey yara izleri
Kalbini her gün kırmızı fondötenlere buluyor
"Ben sevmem aysız geceleri"
Aysız bir gece gözlerin, bataklıkların altında


Zaman çok mu hızlı geçiyor bu vakitlerde?

Boşladık gibi iyice burayı da. Yazası mı gelmiyor insanın ne.. Yok yazasım gelmediğinden değil de, yazacak bir şey olmadığından belki de.

İnsanlar var her yerde, öyle sımsıkı sarılmak istediğim bazen.

Tatlı şeyler söyleyen arkadaşlar. Duygusal duygusal yazan ablalar. Gözlerine aşık olduğum vikingler. Ne alaka demeyin, kalbimi çaldı o vikingler.

Bugün çok karışık şeylerden bahsedeğim gibi hissediyorum size.

Mesela blogumu ilk açtığımdan beri takip ettiğim Drama'dan. Ne güzel yazıyor o öyle, ne güzel hissediyor. Kim bilir kaç blog değiştirdi şu bir yılda ama her seferinde beni takip ettiği ve onu yeniden bulduğum için mutlu oluyorum. Acıları, hüzünleri bir gün dinsin mutluluklarını dinleyelim istiyorum.

One Piece izleyemem zannediyordum ama 50 bölüm izlemeyi başardım ya (yey, aferin bana)

Game of Thrones hala bitmedi ama Vikings'e başladım. Behlül kılıklı adını daha öğrenemediğim Ragnar'ın abisine kılım onun dışında karakterler harika. Lagertha nasıl bir şeydir aşık olunmayacak gibi mi yaa.

Kendi kokumu sevdiğimi fark ettim. Ya da dove sabun gibi koktuğum için seviyor da olabilirim. Birkaç gün önce johnson's baby kullanmayı bıraktım. Zaten şişe bitti. Dalinin saçlarımı tiftik tiftik yaptığını fark ettim kullanmayasım geldi.

Bayramdan beri ders çalışmamı toparlayamadım. Bir türlü doğru düzgün ders çalışamıyorum. Okulda 2 gün boyunca ful etüttü sadece trigonometrinin 3/4'ü filan bitti ya. O da sadece dergilerden daha 2 kitap duruyor..

Bilge Adamın Korkusu HALA bitmedi ya.. Alıyorum bir günde 100-150 sayfa okuyorum sonra bir ay rafta kalıyor. Deliriyorum.

Aha ben daha türevin son konularını da çözmedim. Bi de benim türevim iyi ama limitte hala anlamadığım şeyler var. Aslında benim trigonometri feci kötü olduğu için otomatik olarak lys konularının %30'u gidiyor olabilir. Ne diyorduk? Trigonometri önemli.

İnsanlarla anlayışlarım farklı geliyor ya bazen. Kimin aynı ki zaten.

Arkadaşlarımı başkalarından çok kıskanıyorum. Sonra kıskanmaya hakkım yokmuş gibi hissediyorum. Sonra benim kıskanmaya hakkım varsa onların niye var diyorum. Sonra başa dönüyorum.

Geçen Elif'in kazağını giydim. Benim hiç öyle kazağım yok. Aslında benim kazağım da olmayabilir emin olamadım şimdi. Neyse işte yakıştı bana. Ama kendimi Elif gibi hissettim onu giyince, o kazak onunla fazla özdeşleşmişti.

Emeklilik planları kurmak çok eğlenceli. Güzel bir dizistü bilgisayar, kedi-köpek, akdeniz sahillerinde bir ev... Ne zaman emekli oluyoruz ya?

İnsandan insana değişiyor, galiba ben "tek"liği değil de "en"liği daha fazla önemsiyorum.

Her insan farklı bir kategori gibi. Hatta her insan farklı bir felsefe.

Benim niye eyelinerım yok?

Dün elimi iğne kesti. Evet hep kağıt keserdi bu sefer iğne kesti. Hem de baya bi kesti sabah uyandığımda sızlıyordu filan. Sonra krem sürdüm geçti acıması falan filan.

Hala anlamıyorum bir insan okur iş meslek sahibi olur da neden denizi olmayan bir şehirde yaşar? Hadi tamam normal bir insan yapar da bunu neden karadenizli biri yapar? Bir insan neden her hafta olmadı her ay balık yemek?

Salatalık yemeyi seviyorum. Küçükken çay kaşığıyla içini oynardık öyle yerdik filan, ilginç aktiviteler bunlar.

Pokemon'un ilk filminin torrentını bulabilsem bi de,benden şanslısı olmayacak.

İyi geceler~

Yazmadığım zaman zor, yazınca da çok zor

Nasıl hissettiğimi anlatmaya çalıştığım uçsuz bucaksız bir liste yapabilirm ama hiçbir şeyin faydası olmayacak gibi. Aslında çok saçma şuan kırılmış hissetmem bile. Trigonometri çalışmam daha mantıklı olurdu.

Kişilerden bahsederken net konuşamamak kötüdür mesela. Mesela "altı kişilik bir grubun içinde lays sever dört beş kişi var" yazmaz hiçbir soruda, ney konuşurlar, dört mü beş mi biliriz. Ama sevdiğimiz ya da bizi seven insanlar hakkında öyle konuşamıyoruz. Sınıfta yakın arkadaşım diyebildiğim beş kişi var, yoksa dört mü? Belki de Aytül benden uzaklaşıp başkalarıyla yakın olmaya başlamıştır. Bu beni kırıyor çünkü. İnsanların hayatında yer kaplama şeklim biraz absürt aslında. Anılarında kaplayamadığım yeri belki de umurlarında bile olmayan eşyalarla hayatlarında kaplamak istiyorum. Dandik bir oyuncağa ya da öylesine karalanmış bir kağıda baktıkları zaman beni hatırlayıp gülsünler istiyorum.

Ne alaka ya, niye ağlayayım?

Ben bir garibim ya..

Aslında trigonometrik değerleri yazıp ezberlemek için duvarıma asmıştım sonra birden tüm lise fotoğraflarımı duvarıma asıp kolaj yapmak gibi bir hevese kapıldım, eh aslında hepsini de yapamadım ama biraz oldu gibi. Sonra açtım bilgisayardan resimlere baktım, biraz acıklandım. Mesela uzun saç ne kadar yakışıyormuş bana, kimse dememiş, ya da dedi de ben hiç umursamadım kısa saça bakmak daha kolay diye.. O kadar kilo alsam da kilo çirkin durmamış bende.. Sussam da eğlenceli biriymişim aslında, ben bilememişim kıymetimi, sonra unutmuşum kendimi..

Napıyorum ben ya?

2 yıl önce abim için beğendiğim ama abimin "ben kendim almadığım bir şeyi giymem" politikası yüzünden bana kalan kapşonlu zart zurtu giyiyorum, baya kalın ama ben yine de üşüyorum. Maviden aldığım pantolon çok güzel çıkarmak istemiyorum.

Sadece deniz kıyısına taşınsam ya da yok olsam olmaz mı? Ne yapıyorum ben burada?


Böyle böyle geçiyor hayat

Her şeyi yazıp hiçbir şey yazmamak istiyorum.
Ağlamak için bahaneler bulsam diye düşünüyorum.
Hala dünyayı kavrayamıyorum.

Ne güzel şey Cem Adrian'ın yeni albümü, hepsi gibi, seviyorum. İnsanın aşk acısı çekesi gelmiyor mu dinleyince? Ne aşk kaldı ne acısı. Tek aşkım ders kitapları demek isterdim ama onu da bir türlü kabul edemiyorum. Hep sonunu düşünüyorum ya kahraman olamıyorum. Yani en iyi okullarda okuyup en iyi yerlerde çalışsam sonunda yine ölüp toprağın altına gömüleceğim ve arkamda (öldüğüm yaşa bağlı olarak belki daha az belki daha fazla) bir avuç insan kalacak adımı hatırlayan. Ders çalışmamak için bahaneler değil bunlar, çalışmıyor değilim. Sadece bazen aklıma bu geliyor ve üzülüyorum. Yanlış anlaşılmasın, dünyaca ünlü biri olmak herkesçe tanınmak hiç istemiyorum. (Bir sonraki cümle için gözlerim doldu paragrafı burada kesiyorum.)

Aylardır okuduğum kitapları bitirmiyorum galiba. Okuyorum, sonlara doğru bırakıyorum.

Bak bu yazı çok yarımlı kaldı.

Alperen'in derste önümde oturmasını seviyorum. Merve'yle derste bakışmak çok eğlenceli. Aytül'ün çizilerini tırtıklamak açlık yatıştırıcı. Elif de yanıma oturunca güzel.
Sevdiğim insanların etrafımda olması bana gücen veriyor. Bir sıcaklık hani, eksikliklerinde hissetmediğin bir şey. İçinin ısınması, huzurla dolmak gibi.

İyi geceler.


Cem Adrian - Her Şey Çok Sevmekten

Aşık olsam kimse duymaz

Gel aşık ol bana
Ama bitmesin

Ne güzel bir şaka

Normalde hissettiğimden değil..
Ama aşık olmadığında hissediyor insan, bi kere hissettikten sonra hissediyor. Şarkı dinleyince hissediyor. En yakınındakiler aşktan kahrolunca hissediliyor.

Hani nedense

İnsanlardan korkuyorum.
Hepsinden değil bazısından, neye nasıl tepki vereceklerini bilmiyorum.
Kendim olmaktan da taklit yapmaktan da korkuyorum.
Çünkü ne olursam olayım orada beni yargılayacak insanlar var.

Sadece bir şeyleri zamanında fark etmemekten..

Eylül Sonu Çarpması

Naz çekecek insan aranıyor diye gazeteye ilan verecek haldeyim.

Aradalarım bir yere kadar naz çekiyor tabii, canımların canları sağolsun ama evdeki herkes nazlı bebek gibi bir akıllı benim. İlgi istiyorum "oy kıyamam"lar "biraz da ıhlamur koyayım mı"lar istiyorum ben. Ben yiyeyim diye çorba yapılsın ben üşüyorum diye kaloriferler açılsın istiyorum. (Ben üşümeye katlanamam ya. Düşünsenize gelecekte beraber yaşadığım insanlar üşümeyen insanlar oluyormuş filan. Çıldırırım. Gerekirse kış günü evde şortla kapriyle dolaşsınlar o kalorifer ben üşüdüğüm an sonuna kadar açılacak.) (Tabii şimdi olmuyor çünkü ben açınca babam kapatıyor 😢) Annemden bin kere ıhlamur istedim de o ıhlamurun kaynatılıp bana gelmesi 1-2 saati buldu. Anca 2 bardak içebildim. Ha bi de iyi gelmesi lazımdı ama yok sesim eskisinden de kötü şuan.

Bi dakika ya ben yine hasta olduğumu söylemeyi mi unuttum? Neyse anladınız siz onu. Nasıl oldu niye oldu bilmiyorum zaten hava birden bire aşırı soğudu. Kalın çorap giyer derste montumu çıkarmaz oldum. Sınıfta insan olmayınca sınıf da ısınmıyor zaten. Bizim sınıf normal sınıflardan geniş ama nüfus olarak 9 kişi, en az 3 kişi de fiks gelmiyor derslere. (Biri yanımda olsa daha iyi olur ama olmayınca olmuyor zorlamamak lazım.)

Geçmiş olsunlara doyamadım ben, en sevdiğim şey insanların bana kıyamamaları. Twitterdan alternatif tıp tarifleri bile aldım tweetini sevdiklerimden.

Yazıları da hep telefondan yazmaya başladım ama 140 karaktere sığamadığımdan anacım.

İyi geceler kedicikler.
İyi geceler kuzucuklar.

Sizin için de iyileşirim ben 😙

Bugün

Şemsiye Sokak'ta şemsiyenle yürümesem içimde kalırdı, en alakasız şehrin en alakasız yerinde de olsa, umursayan biri olsa da olmasa da..

Aldığım bonibonun kapağı kırmızı renkli olmasa olmazdı. Abim haklı, bonibon m&m'lerden daha güzel. Ve tabii ki de bugün bonibon yemesem olmazdı. Bir dakikada değil de daha uzun sürede tüketip daha çok sevebilirdim onu ama olamadı.

Bugün de kaçmadım, kaçıp gitmedim bir yere, zaten gitsem de başımı bırakıp giderim. Neyse, sonunda "gerizekalı mısın otur oturduğun yerde" diyecek insanlarım var benim. Bence başkalarına kimse bunu demediği için başlarıyla kalıyorlar. Bence herkese bunu diyecek biri/leri lazım.

Şuanda çalan şarkı Ezginin Günlüğü - Unutmak Kolay
Kolay gelsin

İmza
Sizi seven kedinin biri

0054

12. sınıfa geldik her şeyden kurtuluruz dedik de hiç öyle olmadı ya.. İnsanların ne kadar farklı olduğunu anca fark ediyor insan, ya da kendi ne kadar farklı onu fark ediyor.

Valla biz safız. Ya da ne bileyim öyle bir şeyler.

Aman bana ne zaten. Sanki ben çok mu açığımm.

Birbirimize katlanmak zorundayız ama BFF olmak zorunda değil.

Mim 17

Dördüncü Tekil Şahıs beni mimlemiş, çook teşekkürler ^.^ Tabii ki de onu kırmayıp mimi yapıyorum.

Canan Tan mı Debbie Macomber mı?
Hiç Debbie Macomber okumamakla birlikte Canan Tan'ın sadece Çikolata Kaplı Hüzünler kitabını okudum, eh fena değildi, en azından benim gibi unutkan birinin bile aklında kalıcı hikayelerdi. Pek objektif bir değerlendirme yapamıyorum ama Canan Tan demek durumundayım.

Küpe mi kolye mi?
Küpeler alerji yapıyor ama yine de değişik değişik küpeleri çok seviyorum, o yüzden küpeee

Gelecekteki hedefin nedir?
Güzel bir üniversite, iyi bir kariyer, sonra emeklilik ve akdeniz/ege kıyısına yerleşip kafe işletmek. Evet emekliliği iple çekiyorum ^.^

Bira mı sigara mı?
İkisini de kullanmıyorum

Bloğunun ismi neden bu?
Çünkü kediler ve portakallar dünya üzerindeki en tatlı şeyler

Favori makyaj malzemen/malzemelerin?
Dudak parlatıcısı ve göz kalemi, eh zaten ötekileri kullanmayı beceremiyorum

Gerçek aşk bana göre....
seni değiştirme çabası gütmeden daha iyi bir insan haline getiren duygular.

Yabancı dil mi anadil mi?
Dili kullanım becerisinden dolayı anadil, ama bir gün birkaç yabancı dili etkin bir şekilde anlayabilmek istiyorum çünkü orjinal dilden aldığım hazzı çevirilerden alamıyorum.

Kuzey Amerika Kıtası mı Güney Amerika Kıtası mı?
Kuzey Amerika

Kurşun kalem mi uçlu kalem mi?
Uçlu kalem, hiçbir zaman kurşun kalem insanı olamadım ama uçlu kalemleri uzun süre kullanabiliyorum

1018

Bak mesela summertime sadness'ı yarısına kadar dinleyip de sevmedim gibi bir şeydi ama son zamanlarda çok dinler oldum, neden bilmiyorum, halbuki yaz da bitti.

Zaten kuru olan havalar iyice kurumaya başladı galiba, ellerim kuruyor, kuru bir cilde sahip olmanın zorlukları mı denir?

Her neyse neşeli şeylere de geçebiliriz. Hirunaka no Ryuusei okudum ve harika bir mangaydı ama ana karakterlere aşık olan iki erkeği de feci sevdim, hatta onu geç mangadaki tüm karakterleri sevdim ya hepsi mutlu olsun filan istiyorum, anlatamam.

Geçen blogu bir süre kapattım, temayı değiştirmeyi düşünüyordum ama headerımı çok sevdiğimden sadece ufak bir değişiklik yaptım. Yeni bir insan olduğumdan yazıları tamamen silecektim ama sonra ne gerek var dedim, ne gerek var ki zaten.

Chii, galiba yazma istediğimi kaybettim.

Şiirememek

Bir şiirler oluyorsa arada bana
Neden bilmiyorum
Aklıma gelenler aklımdakileri kovalıyor
Kafam karışmıyor, ne duyayım bilmiyorum

Saklı bahçemde unutulmuş hayal tohumları
Sulanmamış
Kurumuş
Nadas dinliyorum,
dinlemekten de ziyade sürekli zihnimde tekrar ediyor
Nadasta hissediyorum, otlarım yanıyor
Ama bunlar bitince ne olacak bilmiyorum

Su içmeyi de seviyorum ama o bitince babam dolduruyor

Baş ağrısı başa bela

Dünya tatlısı değil mi?

Yorgunum. Baş ağrısı. Burnum mu tıkandı acaba. Grip ilaçları iyi geliyor. Uyusam o da iyi olur kesin.

Aslında bugün için başka planlarım vardı. Sonra bi evden çıktım ve gece yarısına kadar dönemedim. Nostalji cafe diye bir yerde sandalyeleri sallanan sandalye şeklindeydi ama biz normallere oturduk. Tekrar gidip sallanan sandalyelere oturmak istiyorum. Alpi'yle David'e gitseydik iyiydi.

Abimi özledim ama gelmesine az kaldı diye seviniyorum. Ama burada da az kalacak, o üzücü.

Bir şeyler okumak güzel ama uyumazsam uyanamam.

Breking Baf hala bitmedi hem de son 2 bölüm. Yarın eve gelir gelmez izlicem ama kim bilir eve ne zaman gelicem. Of off..

Kısa Kısa 17

İki gündür neyin kafasını yaşıyorum ya.

Acı eşiğinin yüksek olması beklenilen bir insan değilim aslında, ama başkalarının canını çok acıtan şeyler (fiziksel olarak) benim canımı o kadar çok acıtmıyor. Ya da acıtıyor da ben tepki vermiyorum. Belki bu bir sorundur ve sinir uçlarım uyuşmuştur, ihtimaller dahilinde. Zaten 10 iğneden sadece 1'ini hastanede vurdukları halde kadın yanlış mı vurmuş de bir buçuk aydır hala kendime gelemedim, yavaş yavaş geçiyor o uyuşukluk hissi.

Bi de demin fark ettim ki epilatör sesinden nefret ediyorum. Kim icat etmişse hata yapmış bence.

Güneş kremini çıkışta sürerim diyorum sonra da çıkışta da sürmeyi unutuyorum yanıyorum hep. Yeter yanmalarım. Ama bugün yağmur yağdı, yarın da yağsın, hep yağsın nolur.

Yazacak çok şey hissediyorum, ama hissettiğim zamanlar kağıt bulamıyorum yakınlarımda. Sonra da unutuyorum böyle. Ya da başka bir şey yazarken başka şeyler hissetmek gibi.

Aşırı melankolik hissetmekte olan Lori-chan bazen ne yapacağından habersiz dolanır durur ortalarda. Bir yandan tweet atarken bir yandan da Cem Adrian dinler. Çünkü Cem Adrian ve Aylin Aslım çok güzel düet yapıyordur.

Hoşuna giden şeyler vardır, e gitmeyenler de. Ama bunlara kafa yormak zorunda değilim der kendi kendine. İnsanlar vardır onu tanıyan, bu onu mutlu eder işte. Hayat bir mandalinaysa ve hayatındaki insanlar mandalina demediği zaman mandalina diyorlarsa ona.

Bir de hayal etmesi güzel. Çay, kedi ve portakal dolu bir geleceği. Zey'le konuşuyorduk geçen, dedik ki çay sevmeyen biriyle ne yaşanılabilir ki? Kahve insanı var çay insanı var. Kimisi iki fincanlık kahve yapar hatta belki de hazır kahveyi karıştırır koyar önüne; kimisi çay demler, bir yandan yaptığın vasat atıştırmalıkları yerken bir yandan da beraber Friends seyredersiniz. Hatta belki seninle aynı filmi seyredecek birini bulursun da kaçıncı olduğunu o sayar sen saymazsın. Sonra bir de bu manzaraya kedi eklense. Beyaz tüyleri, mırıl mırıl mırıldansa, kendini sevdirse, kucağında uyusa..

Size bahsetmedim Zey'le okula gittiğimizde kedi bulup bakkaldan süt alarak besledik. Tabii pipetten içemediği için pet bardağı kesip sütü onun içine koyduk.

Samsun'dan aldığım elbisenin bana büyük gelmesi hoşuma gitmiyor. Aslında böyle de güzel ama omuzlarının duruşundan hiç hoşlanmıyorum, annem umursamıyor. Annem saçlarımı da boyamıyor bıktım beyaza yakın yeşil bir renkte dolaşmaktan. Hemen abim gelsin istiyorum, o boyar.

Birkaç zamandır hava sıcak diye evde hep elbise giyiyordum. Sonra annem üstünde minik kalpler olan elbisen yakışıyordu onu giysene dedi. Bana küçük geliyor zannediyordum ama tam oldu şaşırdım, hatta eskisinden de güzel oldu bana göre. Ama çok hanım hanımcık olunca çıkardım. Gidip elbise almam lazım galiba, ah cebimdeki paraya kıyamıyorum ama güzel elbiseler de vardı bir yerlerde. Belki üşenmezsem denerim.

Konuları geçiştirmek eğlenceli galiba. Yazının ortasında ve sonunda anlatım tarzı da değişti, ne oldu anlamadım. Karmaştım.

İyi geceler kedicikler.
Bol bol limon yiyin, bakın ben geçen yedim.
Yarın dershane var ama uyumak zor iş.


Cem Adrian & Aylin Aslım - Herkes Gider Mi?


Cem Adrian & Aylin Aslım - Af

Bırak ay gitsin, sen kal bu gece

Sevdiğin halıya en son ne zaman kahve damladı? Ya da en son ne zaman yeni giydiğin bir kıyafetin üstüne bir şeyler döktün yemek yerken?

Özlediğin bir şey var mı şu aralar? Taktığın bir şarkı? Neden herkesin kaderi birbirine bu kadar çok benziyor diye merak ettiğin anlar? Gerçek olduğuna inandığın hikayeler ve gerçek olmadığına sevinsen mi üzülsen mi bilemediğin hayaller?

"Hayat güzel, kuşlar uçuyor"sa ve şarkılar hep aynı hizada yollarına devam ediyorsa senin bu yazdıkların ne anlama geliyor?

Hayallerine bulaşırlar, düşünceleriyle kirli ruhlarıyla onların saflığını bozarlar diye herkese söyleyemiyorsan? Sorulan sorulara "hayırlısı" "belki şöyle belki böyle" gibi kaçamak cevaplar veriyorsan? Ne dediğini bilmemek mi sensin yoksa ne dediğini anlayacaklarına inanan mı? Sen..

Bazen hissediyorsun, biliyorum. Bu vücut sana ait değilmiş gibi. Bacaklarındaki, sırtındaki izler, bu tırnaklar, bu yüz... bu kıyafetler...

Bazen aynı şarkıyı defalarca çalmak istiyorsun, art arda, hep senin olsun diye çabalıyorsun.. Sana ait olmayan her şeyde daha da düşüyorsun. Bakmadan, umursamadan. Bazen çok hayal kuruyorsun, bazen az, az ama öz.

Bazen, özlüyorsun, bazı şeyleri. Bazen ne gerek var diyorsun. Kimse için anlam ifade etmeyen şeyler. Bir kasap dükkanının alt katı, pazar yolundaki çimenler...

Uykun geldiği zaman uyuman gerek. Tasarlanış şeklin bu yönde. Ve bazı şeyleri kötü hatırlaman gerekir ki mutlu olasın. Bazen eğlenmen gerekir. Ama bazen eğlenmezsin. Her şey böyle.


Cem Adrian - Yakamoz

Bitsin mi şu sıcaklar

Ruh halim: Senin de internetin kesik mi

Güzel şeyler oluyor ya.

Mesela bugün de güzel birinin doğum günüydü. Kutlamadık ama mühimsiz o kendisi bir şeyler yapmıştır.

Dershane sınavı, yorucu.

Hava sıcak.

Yüzüm yanmış, kırmızı. Güneş sonrası kremleriyle yatıştırıyorum kendimi.

Terlemiş gibiyim.

Tırnaklarımda kına var. Kına sevmem ki ben. Ama alışırım belki. Ya da ben sevene kadar o gider.

Bu şarkıları sevmedim.

Elbise.. elbise giymek serin.

Yanaklarım kaçınıyor, bazen de ellerim. Anlamadım neden? Güneşe alerjim mi var benim?

İnternet neden bu kadar kötü?

Lütfen, gece gece depresyona girmeyelim.

Hiç bonibonum kalmadı.

Son bonibonumda yine Ğ çıkmıştı.

Anlamsız bir şeyler yazıyorum sıcak yaz akşamlarına hediye. Kim bulacak da okuyacak, bilmem. Okusan olmaz mı? Okusan ve biraz tanısan beni... biraz tanısan ve biraz bana ait olsan?

Blogunu getir bana


Plaza böyle bir şeyler düşünmüş, e katılmasak olmaz dimi?
Şöyle yeni bloglar tanısak da yeni dünyaları keşfe çıksak...

Dünya Tatlısı

Bugün iki kedi bir sen mutlu ettin. (Aslında daha çok seni üzdüğüm için üzüldüm ama.. ama işte..) Onlar kediydi işte sadece ama sen bir kedinin (belki de hayvan demeliyim ama hayvan da değilim) insan olabileceğine inandın. Sen bir şeylere inandın. Sen bir şeylere beni inandırdın. Senle daha az korkuyorum. Sensizlikten baya korkuyorum.

Hafif satırlar

Garip garip rüyalar görüyorum birkaç gündür. Ama öyle eski gördüklerimden değil. Gündüz ne dikkatimi çektiyse ya ben bile fark etmeden bilincimin derinliklerine doğru birkaç adım attıysa geceleri bunlar rüyalarıma giriyor.

Mesel gündüz dershanede buz pateninden bahsediyorlardı, bir kaç gün önce Alpi nt'den kpss kitabı alacaktı, artık nereden geldiyse bilmiyorum bir de manav girmiş neyse işte içinde manav olan nt mağazasında yerde kayıyorduk filan. Öyle garip öylece anlamsız rüyalar.

Her elimde kitap görüşünde kuzenimin "Bunlar adamı psikopat eder çok okuma. Bak bu yıl sınava girecekler harıl harıl çalışıyor ders çalış. Bilgisayardan telefondan kitaptan uzak dur." demesi beni sinirlendiriyor. Aslında bu hisse sinir demeyi sevmiyorum. Hani bir insana bağırasın kızasın olmaz ama içten içe böyle bir kırmızı duygu belirir ya, öyle işte.

Aylardır aynı konu kafamı kurcalıyor. Bazen başka şeyler düşünüyorum. Bunları bi doktora filan anlatmak isterdim.

Kül rengi gökyüzü.

Kısa kısa 16

Hayat böyle diyip geçesim geliyor her zaman beni sinirlendiren şeylerden sonra çünkü elimden hiçbir şey gelmiyor. Kaç yıl boyunca ne kadar çok isyan ettim ne kadar çok yazı yazdım ne kadar hayıflandım ne kadar ağladım bilmiyorum.

Sorun okul. Sorun babamın okulumdan memnun olmaması. Belki beni alacak bilmiyorum. Gitmek isteyip istemediğimi bilmiyorum. Alpi gitse kesin giderdim mesela başka okula, orada bana güven verecek biri olsa kesin giderdim ama burada sevdiğim, hatta sevmemin zaman aldığı insanlar var. Bu kadar çaba gösterip bu kadar insanı sevdikten, alıştıktan sonra hem de son senemde her şeyden kopup hiçbir şey bilmediğim bir yere gitmek beni biraz korkutuyor. Aslında en çok koyan da bu okula gelmeden önce ve geldikten sonra bir yıl boyunca okuldan nefret ettiğimi söylememe ve defalarca ağlamama, kendimi parçalamama rağmen babamın hiç umrunda olmaması. Bir kez bile beni dinlememiş olması. Okulu falanı filanı boşver de babamın benim duygularımdan çok başka şeyleri dert edinmesinden bıktım, hayatımı hep başkalarının olur/olmazları üzerinden oynayıp bi o yana bi bu yana kayıyormuşum gibi geliyor artık. Neyse ya, bugün de evde çay demlemediler, olacak şey mi?

Kaç gündür bilgisayarı masaya filan koymuyordum, bugün de tüm gün dizlerim ağrıdı. Biraz önce fark ettim ki dizlerimin ağrımasının sebebi bilgisayarmış. Şimdi kendileri koltukta oturuyor biz de onunla böyle geçinip gidiyoruz.

Bu arada Uska wattpad'de kitap yazmaya başlamış buradan girip bir okuyun derim ben :)
Hazır bunu yazmışken bu da benim wattpadim. Tabii daha bomboş ama kim bilir belki bir gün hikaye yazasım gelir :D

(Birden neşelendim mi ne?)

Günlerdir deli gibi Batman oynamamın
şerefine.
Bu arada gözümden kaçmadı değil bir kişi blogumu takip etmeyi bırakmış. Kim olduğunu bulamadım ama içim sızladı be. Buradan o arkadaşa sesleniyorum TÜLAY NOLUR GERİ DÖN SENSİZ YAPAMIYORUM!!!!11!!!!

Bu yazının yıldızını giden arkadaş değil de googleda "loretta kedisi blogspot" diye aratıp bloguma giren arkadaş ilan ediyorum. Ne tatlı bir şeysin sen yerim. Bu arada o profilimdeki ya da headerdaki kediyi arıyorsan profildekinin benzerini bulamadım ve çizeri bilmiyorum ama headerdakinin çizeri Nicohitoride.

Bu da böyle oradan buradan bir yazı oldu, iyi geceler kedicikler.
Günlerdir az uyudum, bugün uyuyup mutlu olayım.


Minibüs, Pasta ve Benim Saçmalıklarım

Dört saatlik uykumla sanki sözleşmiş gibi hepsi ağustos ayında doğan arkadaşlarıma internetten doğum günü hediyesi bakarken (ki baktığım şeyleri onlara değil de kendime almak istiyorum daha çok, hatta Allahını seven bana şu The Flash tişörtünü alsın lan! Yok onu beğenmedim diyorsanız Yoda ve Batman'e de razıyım. Darth Vader da göz kırpıyor, zaten ben Anakin evladımı çok severim.) bir yandan da Cem Adrian'ın güzel sesinden Sarı Gelin dinliyorum. Galiba bu türküyü en çok ondan dinlemeyi seviyorum. Keşke kış gelse, canlı canlı dinlesem diyorum.

Bu resim buradan
Şimdi böyle dedim de sanki uykum varmış gibi geldi ama yok. Dün 4'e kadar hiç uyku tutmadı, 4'ten sonra da zar zor uyudum zaten, hem de delikli delikli. Sabah kalktım güzelce giyindim, arkadaşlarla minibüste buluşacaktık, Umut geldikçe bizi çaldıracaktı biz minibüse binecektik. Sonra facebookta ne göreyim, Umut'un doğum günüymüş. Burcu'yu aradım, Alpi'yi aradım napcaz filan diye bir planımız yoktu. Ben zaten yok milleti arayayım, yok bir dilim pizza yiyeyim de aç kalmayayım derken geç kalmışım, ben o kadar erken geleceğini düşünememiştim minibüsün. Eşekler (yok bu ağır oldu) Şebekler ya minibüsü kaçırınca haber vermediler bekledim bi de. Öğrenince direk başka minibüs tabii. Alpi de beni kandırıp gidecekmiş, ama o dakikalarca orada minibüs bekledi, ben hiç yoktan Eliş'le aynı minibüse bindim,
oh olsun ona. Ama yarın babam beni kahvaltıya götürmeyi düşünüyor, yine kaçtı minibüs tuh..

Tabii biz dershanede tüm sabah napcaz bu doğum günü işini diye söylendik, bu erkek milletinde iş yok, üstüne kız milletinde iş yok. Biri gelmiş diyor simitçiye gidelim, biri kuruyemişçiye gidelim, en sonunda tam otobüse biniyorduk Alpi aradı siz pastaneye gidin ortamı hazırlayın biz Umut'u getirelim. Hayatımda hiç o kadar hızlı bir organizasyon yapmamıştım. Serkan surat asmasa güzel de oldu aslında. Umut da her şeyi çakmıştı ama onda sorun yok ya. Doğum gününü kutlanacağını anlamayan insana sarılıp teselli etmek lazım, tabii birkaç ay erken ve ya birkaç hafta sonra sürpriz parti varsa gerçekten sürpriz olur ama günü gününe tutan hiçbir şeye sürpriz gözüyle bakamıyor muyum ne? Umut'a sürpriz olmadı ama bize baya sürpriz oldu galiba. Hatta ben telefonla konuşurken Umut'un doğum gününü kutlamaya geldik demiş olabilirim, hiçbir şeyden anlamasa ondan anlardı ya la. Tabii dedikten sonra fark edince sözü geri alamıyorum.

Bugün ne giyeceğimi biliyordum da sabah ne giyeceğimi hiç düşünmedim, nefret ediyorum ne giyeceğimi bilememekten. Üstüme bir tişört geçirip çıktığım günleri o kadar özlüyorum ki anlatamam.

Son olarak bir şey soracağım size. Bir arkadaşınıza almayı düşündüğünüz iki hediye var, birini görse "iyi güzel" diye basit düşünür ötekisini görse aşık olur, ama işte biri ötekinin iki katı fiyatta. Yine de aşık olacağı şeyi alır mısınız? Almayı çok istiyorum ya. Çok saçma bir soru oldu geri mi alsam? Geri alayım ya ben bunu. Yarın olsun o hediyeyi de alayım. İstediğim tarihten birkaç gün sonra gelecek ama olsun ya. (Baya da iç hesaplaşmasal olaylar oldu.)

Ay interneti açmışken G.'nin dediği şeylere de bakayım. Bildiğiniz kaliteli lip stain varsa onu da söyleyin çok makbul geçer.

Hadi ben kaçar, iyi geceler kedicikler~


Bonibonepresan

Karnım ağrıyor, klimadan bıktım, bir yaşam enerjim filan söndü sanki, gene kendimi bonibona verdim. Antidepresan yerine bonibon kullanıyorum.

Dün kitabı yarıladım, sonra yapboz yapmaya başladım. 1000 parça. Her şeyime muhalefet olacak ya ananem ona da bir sürü laf etti. Yaparken kimse yardım etmiyor bana, abim olsa belki yardım ederdi ama kim bilir şimdi ne yapıyor.

Gece de ananemle tartıştım derdim ama tartışmadım. Sadece gelip bana bir ton bağırdı, cevap vermeye çalıştım kulakları çok iyi duymuyor zaten sanki ben cevap veremedikçe o iyice kendinden geçip bağırmaya başladı. Sanki kendisi uyanık değilmiş gibi. Sebebi de televizyon izliyor oluşum. Böyle olaylar hayatı sorgulatıyor bana. Allah çarparmış, başına iki dolak atmakla müslüman olunmazmış, Allah'tan korksaymışım biraz bunlara bakılır mıymış. Gören de porno izliyorum zanneder. Son bir sezondur öpüşme sahnesi bile yok lan dizide. Ben de salak salak ağladım biraz, sonra ağladığım için kendimi çok komik buldum.

Sabah nenem kahvaltıya çağırdı, çay var için dedi. Hadi kalkayım dedim bu sefer kendisi balkonda oturuyordu, gel kahvaltı yap dedim ben yaptım dedi. Annem daha kalkmamıştı, ben de bir şey yemedim yattım. Zaten hiç beceremem kahvaltı yapmayı. Taze börek, krep, menemen filan olabilecek ki yiyeyim. Ya da yeni doğranmış salam, güzelce dilimlenmiş domates salatalık... Bugün yine puzzle yaptım, yarım bölüm dizi izledim (annem çağırınca durdurdum televizyonu kapattığım için yeniden başlamadım), biraz kitap okudum (oha köprüden beri aşıkmış, vay be insanlar sevilince seviliyor, ama ötekine de yazık o seviyor sevilmiyor, aman salla be), karnım ağrıyor, bonibonlardan çıkan harfler bile anlamsız. Elimizde birer tane K, S ve Z var. Galiba başka bonibon yemedim ama emin olamıyorum. Aslına bakarsan bir tane daha yedim galiba ama onda hangi harf vardı hatırlamıyorum.

Saçımı kestiricem ama kuaföre gitmeye üşeniyorum, annem de ne kadar uzadı ki kestireceksin diyor ama çok şekilsiz, böyle sevmiyorum.

Klima gerçekten başımı ağrıtıyor.

Bazen ağlamak istiyorum ama hiç gözyaşım ya da ağlamak için sebebim olmuyor ben de tüm gün surat asıp oturuyorum.

Sabah beynimin içinde Motosikletli Kız çalıyordu, şimdi de powerturk açık olduğu için İrem Derici sevgilisinin onunla ne zoru olduğunu soruyor. Bence kafası karışıksa terketsin hiç uğraşmasın. Klipte florasan kırıyorlardı aklıma okul günlerimiz geldi, sınıfta bir tane bile çalışan florasan kalmadı, üçü kırık biri bozuk. Şimdi Berksan'ın bi şarkısı çalıyor ama adam benim beynime çilekle kodlandığı için ciddiye alamıyorum.

Ah bi de dün televizyonun uydusunu bozdum, babam bugün düzelttirdi ama kanallar hala iyi olmamış, bazıları hiç hd değil gidip harçlığımla uydu alasım var.

Gece saat bir olmuş, yaz bile soğumuş

Ben bugün bir hikaye yazacaktım.

Başrolde tanıdığım biri.

"Kızın adı İlayda" diyecektim. "Ama tanıdığımız İlayda'lardan değil, yani benim tanıdıklarımdan. Sen beni tanımıyorsun, yani baya tanınmadık bir şeyler."

Saçmalamayı böyle severim ben.

Hikayeyi yazamadım işte. Ne yapacaksam İlayda'yla. Sonra hikayeyi yazacağım bir hikaye de yazamadım. Yazmayı geç hiçbir hikayeyi yaşayamadım. Ice tea bitmedi. Tuzlu bir şeyler yok yemelik. Dün evde mantı vardı, dolapta aradım onu bile bulamadım, acı çekmedim ama özledim. Yani mantıyı özledim.

Ben en iyisi şu ice teayi bitirip bir de kulaklıklarımı takayım. Bilgisayar kapansın, sonra aklıma hikayeler doluşsun. Ben Galip'i düşüneyim, sonra düşünmeye devam edeyim. Diyeyim ki neden başkalarına aşık insanlar başkalarıyla evlenir. Diyeyim ki onca hikayeye rağmen neden sonuncu kalıyor benim aklımda.

Sonra erken saatlere gitsin kafam. Pencereden bakıp da çok ev gördüğüm için korkayım. Evlerdeki insanlardan. İnsanların düşüncelerinden, düşüncelerinden de çok duygularından.

İnsanlar diyeyim, ne garip yaratıklar. Birbirlerine hiç benzemiyorlar. O kadar güzeller ki, ama başka bir gözle baksan sonsuz çirkin.

İnsanlar diyeyim, gecenin bir yarısı gelip de buraya (sanki iki saat önce de onun için şimdi gibi hissettirmiyormuş gibi) böyle şeyler yazıyorlar.

Saate bakayım sonra, uzaklardan bir çocuk "siktiğimin saati umrumda değil be güzelim" desin, üzüleyim. Bir daha saate bakmadım demek isteyeyim, ama saate bakayım, saate susayım.

Konu neydi?

Ice tea bir türlü bitmedi. Bilgisayarı kapatayım. O bitsin. Uykum gelsin.

Bu saat gece sayılmaz

Nerede kalmıştık bilmiyorum. Şuan tek düşünebildiğim ice tea'ye musluk takabilsek gibi bir şeyler, ya da minik bir termosum olsaydı ya. Mincik bardakla içip içip dolduruyorum. Oysa büyük bardakla 3 kere bile doldurmam gerekmeden biterdi şişe. Böylesi daha zevkli diyorum, böyle kalsın.

Gidecek yerim yok, serin olan bir tek balkonlar var. Büyük balkonda takılamam ananemin odasının dibi. Kendi odamdaki balkonda çamaşırların arasına sığındım sanki. Birazdan biraz daha asılacak. Neyse nem olur, iyi gelir işte. 

Saat daha on iki olmadan ben gece bir modlarındayım. İnsanlar bana git demeden gitmeler filan. Yerdeki fatura nereden gelmiş benim balkonuma, alıp bakmaya bile eriniyorum. Şimdi hangi şarkıyı açsam bilemiyorum. Badem'in bir şarkısı gelmişti birkaç saat önce aklıma, denmeye değer. (Komşular küfretmese iyi)

Şimdi biraz fıstık biraz da kaju olsa ne güzel giderdi be. Bir de gece olsa ama zaman çok hızlı geçmese. Beyaz ev eşyaları helikopter gibi ses çıkartarak çalışmasa.

Ben kitabımın son bölümünü okuyayım, bir de çamaşır asayım.

Kız kısmısı böyle yapar.

(Ve yazı biter, şarkı biter)


Badem - Geceyedir Küsmelerim

Tatil Sonrası

Selam kediciklerim, ben eve döndüm!

Aslında size şöyle güzel bir tatil yazısı yazıp her şeyi uzun uzun anlatmak isterdim. Ama hani yediğin içtiğin senin olsun gördüğünü anlat derler ya, benim aklımda kalan sadece yediğim içtiğim oldu çünkü tatilde de çok bir yere çıkmadım. Yok yok şikayet gibi algılamayın, Antalya da Samsun da kesinlikle buradan serindi, hem nem benim cildime çok iyi geliyor ondan güzel bir tatil geçirdim :) Yediğimi içtiğimi anlatmadan geçemem ya, Antalya'da nutellaya abandım Samsun'da da mavi dondurmaya. Tam oradaki evimizin karşısına dondurmacı açılmış, akşam kuzenimin çocukları dondurma almaya gittiler, kendilerine almışken bize de bi kutu getirdiler, aman ne göreyim masmavi dondurma! İtalyan karameliymiş, aşık oldum galiba, günlerce yediğim tek dondurmaydı.

Yıllardır ilk defa Samsun'da bayram geçirdim, benim için çok konsantre bir bayram oldu, o kadar kısa zamanda o kadar çok kişiye sarılıp öptüm ki insanlardan soğumuş olabilirim. Şaka bir yana arada bir memlekette takılmak gerekiyor galiba, yoksa ne sen akrabalarını tanıyorsun ne akrabaların seni.

Bayramın ikinci günü sabah yola çıktık, buraya geldiğimizde saat dört buçuktu ama eve geldiğimizde gece birdi. Saat ona kadar ananemlerdeydik, sonra da (Antalya'da yanlarında kaldığım) dayımlarla beraber küçük teyzeme gittik. Orada da hiç üşenmeden içli köfte yaptılar gecenin bir yarısı.

Bugün bayram bitti annemler işe gitti, ananem onun yanında kalan büyük teyzem kızının yanına gittiği için bizde. Sabah küçük teyzemi çağırdım onunla kalsın diye, ben de G.'yle çıktım. Geldiğimde saat geç değildi aslında, sadece 10.30-15.30 gibi dışarıdaydım. (Şimdi acaba çok mu diye düşündüm de çok da değil ya..) Yine de gelince ananamden bu saate kadar neredeydinler işittim, hatta demin bile söyleniyordu, bir de bir kızı ulu orta kaçırmışlar da kimse yardım etmemiş kıza temalı bir hikaye anlattı ama ne yalan söyleyeyim dinlemedim.

Yorgunluktan ölüyorum, hava değişikliğinden kaynaklı olduğunu düşündüğüm bir baş ağrım var. Neden bilmiyorum iki gündür burnum ağrıyor. Okuyacak çok blog yazısı birikmiş, bir de yanımda okunmayı bekleyen Hikayem Paramparça var. Hadi bir yerden başlayayım ben.

Görüşürüz şimdilik ^.^


Birdy - Wings

Beklersiniz beni (Bekleyin yani)

Bu güzel dünya kupasını Almanya'nın kazandığı saatlerde (bana öyle bakmayın hiç anlamam futboldan, ama çok Almanyayı tutasım gelmişti onlar kazandı, lütfen taş atmayalım temizleyenimiz yok buraları) baktım beni kimse tınlamıyor, e zaten çok anlamsız şarkılar çalıyor arkada, sıcaktan dolayı gözüme gram uyku da girmiyor.. Dur dedim kendime, güzel bir şarkı aç gel de bir şeyler yaz. Aslında tam olarak öyle de diyemem ya, üç gündür bir şeyler yazacağım yazacağım yazmaya vakit bulamıyorum, vakitten çaldım biraz sankim.

Cuma günü çılgın bir kararla (bu çılgın kararı aylardır bekletiyorum, annemin kafaya yeni estiği için çılgın oluyor) Antalya'ya gitmeye karar verip en ucuz bilet bulduğum zamana (ki iyi de buldum bende) bilet aldım. Salı günü nemli ve sıcak akdeniz sahillerinde uyuyor olacağım. Çok sıcak oruç oruç gündüz gezilmez, ben evden çıktım mı kafa gidiyor burada, ama avm filan gezsek okey yani. Akşam da kuzenlerle kop kop yaparız. Ne bileyim, hazır boğazım yeni iyileşmişken dondurma filan yerim belki. (Doktor bir hafta sonra kontrole gel dedi ve ben unuttum. Büyük ihtimalle sabah kalkıp hazırlanmaya üşeneceğim için yarın da kontrole gitmeyeceğim.) Gitmemin tek sebebi şu şehirden ve her zamanki monotonluktan biraz uzaklaşabilmek. Antalya'dan da Samsun'a geçmeyi planlıyorum, bayramdan sonra da eve dönüş. Ama o kadar güzel geliyor ki başka bir şehir fikri.  Aah bildiğin ruhuma yaz tatilsel bir şeyler doluyor be.

Hah diyordum ki cuma günü. Sonra havalar bir ısınmaya başladı ki, pişiyorum. Normalde odam sabah sıcak olduğu için oturma odasında yatıyorum ama yok anacım oturma odası durulacak gibi değil. Odam bile oradan serin. Ben de odama transfer oluyorum geceleri. Ama eriyorum ya. Cumartesi ilk defa bir çılgınlık yapıp teyzemlerle dışarıda iftar yaptık, çay bahçesi gibi bir şey. Teyzem dolma ve ayranlı köfte yapmıştı, tüpümüzde çorba ısıtan teyze de istemememize rağmen tabaklarımızdan birine çorba koydu. (Çorba yenmedi ziyan oldu.) Gerçi ben sadece dolma yedim, ayranlı köfte de sevmiyorum. Ama çay güzeldi. Evde pişmediğim zaman çay hep içilesidir zaten. Ama sen git üstüme dökül ya. Hayvan çay. Tam bir öküz. Adamı katil eter. Neyse ben yine içmeye devam ettim... Ne yani su üstünüze döküldü diye testiyi çöpe mi atıyorsunuz? Telefonumun şarjı bitene kadar dışarıdaydık dicem de telefonumun şarjı ne zaman bitmiyor ki?

Bugünse yine bir iftar keyfi. Ah anlatmaktan yoruldum ya. Ayrıntıları es geçip ilginç şeylere geliyorum. Kedinin gözü mavi değil ama fotoğrafını flaşla çekince mavi oluyor! Evet gün boyu ilgimi çeken şey buydu. Bir de Alpi'nin beni kışkırtmasıyla selfie çekip, sonra o selfienin fotoğrafını çektim. Hatta dudak büzüp peace (hala piece yazasım geliyor, bunlar hep anime) yaptım. Bence gayet başarılı bir çekim oldu, daha nicelerine. (Belki de o nice, "nice pic bro" nicesidir.. Bilemezsin..)

Velhasılıkelam, kim bilir belki bir belki birkaç hafta yokum canlar. Yarın yazdım yazdım yazmadım yazamam.

Bon voyage bana~


Teoman - Kadınım

Mim 16 / 5 Kelime

Geldim yine yeni bir mimle, Gizemli Kimlik beni mimlemiş ona kocamaaan teşekkürlerimi yolluyorum mim için :) İlk gördüğümden beri biri mimlese de yapsam diye bekliyordum ben de :P


Aşk

Hissedilmeden ölünmemesi gereken his. Gerçek aşkı bulmaya çalışırken insanın karşısına bir sürü saçmalık çıkmasına rağmen bulunca uğruna yaşanan her şeye değeceğine eminim.

Hayat

Yaşamayı bilene ne güzel yaşamayı bilmeyene sıkıcı ve bayıcı. Hayatımızın en az bir gününü tam anlamıyla yaşayabilmişsek o hayat amacına ulaşır belki.

Umut

İnsanın hiç kaybetmemesi gereken duygu. Gelecek günlerin gün ışığıyla dolu olduğuna inanmadan yaşamanın ölmekten ne farkı kalır ki?

Acı

Pozitif yönlerinden biri olmasa da hayatın olmazsa olmazlarından. Katlanılmaması ve abartılmaması gerek. (Bazen küçük acıları çok abarttığım da oluyor.)

Gülmek

Hayatın en güzel yanı. Gülmek deyince benim aklıma arkadaşlarım geliyor. Mesela 9. sınıfta fok balıkları gibi gülüşlerimiz (çok çirkin mi gülüyorduk acaba, ama bence çok tatlı). Gülmeden yaşamak mümkün olmasa keşke, herkesin yüzünde gülücükler açsa.

--

Ben de bu mime Uska'yı mimliyorum madem :)

Warm Bodies izledim

Her güne bir film heyecanıyla (ya da ona yakın bir şeyler) zamanında heves edip de izleyemediğim filmleri sıra sıra izler oldum. Dün Wreck-It Ralph'le siftahı yaptım, bugünse ondan daha çok izlemek istediğim filmler olmasına rağmen içimdeki romantik zombili komedi aşkına hakim olamayıp Warm Bodies izlemeye karar verdim.

Tabii ki filmi izlemeden önce fragmanı birkaç kez izleyince insan "buralarda bir yerlerde zombi kıza aşık olacak" şeklinde programlıyor kendini. Ama ben tabii ki de "buralarda bir yerde ben zombiye aşık olucam" ayarlamasını yapmayı da unutmadım. E sonuçta bu devirde hem yakışıklı hem düşünceli zombi bulmak zor oluyor, bulmuşken de bırakmamak lazım değil mi?

Film başlar başlamaz R. arkdaşımıza bir sempati duyuyoruz tabii. Çok düşünürsen deli olursun, ama onun düşünmekten başka yapabilecek bir şeyi yok ki. Ve sadece boş boş dolan, homurdan, yiyecek insanlar bul... Hayat öyle geçip giderken bir gün karşısına fıstık gibi bir kız çıkıyor ve BAM, ilk görüşte aşk! Bence aşk öyle olmalı. Beş dakika sonra sevdiğinin sevgilisinin beynini yemiş ve onun anılarıyla karşılaştığı için kızı tanımaya başlamış olsa bile o ilk karşılaşma sahnesi sağolsun ona karşı duyduğu aşkın yapay bir şey olmadığını, en son yürekler ölür ayağına ona aşık olmadığı görmüş oluyoruz.

Filmin gerisini yazmak spoilera girer ama söylemeden geçemicem, zombi kanka Marcus ve kızın kankası da en sevdiğim karakterler. Julie'ye o kadar ısınamadım ama yine iyi kızdır diyip geçiyorum, hadi yine iyi.

Bu film bize insan yiyen zombilerin de özünde insan olduğunu (insan yediği şeye benzermiş, malum) ve sevgilimiz bir zombi tarafından yenilirse üzülmememiz gerektiğini öğretiyor.

Ben izledim beğendim, siz de izleyin. Beğenirseniz söylersiniz, beğenmezseniz sorun yok ama beni üzmeyin.

Kalbinizden zombi sevgisi eksik olmasın kediciklerim~

(Spoiler vermeden gif koymak da zor)


Can sıkıntısı da bir yerde güzel

Bundan bir saat önce kafamın içinde yazacak bir şeyler düşünürken her türlü ana konudan fazlasıyla saptığımı fark ettim. Aslında hep öyle oluyor. Bir şeyler yazarken ya da düşünürken başka yerlerden başka fikirler geliyor aklıma, sonra onları araya sıkıştırsam onlardan doğan başka şeyler. Hatta bazen bazılarını yazamıyorum konu çok kayar diye, içimde kayıyor. Mesela ibeano yazısı yazayım derken aklımda konu mercimekli çorbaya ve ondan da başka şeylere kayabiliyor.

Gel gelelim mercimekli çorbaya. Hasta insanlar çorba içerler, ben de anneme çorba yapmasını söylemiştim ama annem en güzel mercimekli çorba yapıyor, o yüzden mercimekli çorba istedim. Ne yazık ki annemin çorbasının tadı olmasını istediğim kadar güzel değildi. O da anladı tabii çok beğenmediğimi "Senin istediğin mercimek çorbası bu değil miydi?" diye sordu. Ben de verebileceğim en güzel cevabı vererek "Ya sen hani geçen ramazan misafir gelince yapmıştın ya o seferinde çok güzel olmuştu öyle istiyorum." dedim. Tabii size "bir şarkı dinledim çok güzeldi, adını hatırlamıyorum, melodisini de hatırlamıyorum ama çok güzeldi" gibi gelebilirim ama annemde yaptığı çağrışım "Bugs Bunny izlerken bir kurabiye yemiştik ya o kurabiye" oldu. Yok yok, bunlar benim sözlerim değil ama sizi çok uzağa da götürmeyeceğim, abim zamanında bu lafları kullanmış. Ama tabii o Bugs Bunny izlerkenki kurabiyenin hangi kurabiye olduğunu da öğrenemedik.

Gel gelelim neden yazı yazmak istediğime. Evde tüm gün yalnız yalnız oturuyorum, eve biri geldi mi de gidiyor yatıyor, ben yine yalnız yalnız oturuyorum. Konuşabileceğim herkesin canı en az benim kadar sıkılıyor, eğlenceli şeyler bulamıyorum.

Gel gelelim iyi haberlere! Sadece 3 tane iğnem kaldı ve çok büyük oranda iyileştim, sadece boğazım birazcık kötü ama bir iki güne o da geçer diye umuyorum. Yaptığınız yorumlar için çok çok teşekkür ederim, hasta bir insana en iyi ilaç aldığı geçmiş olsunlar bence ^.^
Dondurma yemeyi ve bolca ice-tea içmeyi özledim. Tamamen iyileşince yapacağım şeyler listesi çok da uzun değil. Ama önemli değil. Ah bir de ders çalışsam.. 


Tak tak. Kim o? İğne!

Oturma organımın dahi işlevini yitirdiği şu saatlerde hepinize yeniden merhaba!

Her şeyi ayrıntılı ayrıntılı anlatmayı bir kenara bırakırsak, feci şekilde hasta oluşumun beşinci gününde hiçbir ilaç yine etki etmemiş, yutkunamaz ve hatta konuşmaya bile üşenir halde uyandım. Evden sağlık ocağına gitmek için bile çıkmak istemiyordum ama babam beni KBB'ye götürdü. Doktor 5 gün sabah akşam vurulacak şekilde 10 tane iğne verdi, ağrı kesicilerini boğaz spreyini kullanmaya devam et dedi. İyileşirmişim. Çok güzel bir arkadaşım "onlardan sonra da iyileşmezsen sen git sok iğnelere" dedi ki çok güzel konuştu bence. Ben bir iğne olmaktan bile feci korkuyordum adam dayadı 10 taneyi. Çok geriliyorum ya, bi de sabah ilk iğneyi hastanenin acilinde vurdular canım acıyacak diye ödüm koptu. Zaten iğne olurken en büyük eksikliğim elini tutacak biri. Evde Yumoş var işte kafamı yastığa gömüp sıkı sıkı ona sarılabiliyorum, ama ya hastane? Elinde korkutucu iğnesiyle hemşire abla, hastanenin ne olduğu belirsiz yastığı ve ben. Neyse ki sandığımdan daha az acıttı. Zaten her türlü kıl alma yöntemi kadınları hafif mazoşist bir hale getirdiği için benim de acı eşiğim baya yükselmiş yıllar içinde. Yine de akşamki iğneden sonra sağıma dönsem ağrı soluma dönsem ağrı, ağrı içinde oturur oldum.

Bu arada iğneyi yaptıktan sonra filinta gibi filan da olmadım hemencecik. Eve geldim bilgisayara bakamıyorum, uyuyamıyorum, yatağın içinde uykuyla uyanıklık arasında bir oraya bir buraya döndüm durdum. Ekmeğe sürdüğüm nutella ve babamın zorla yedirdiği salatalıklarla duruyordum. (Baya mızmızlandım "yutkunamıyorum bile nasıl salatalık yiyeyim" diye ama babamın da hakkını vermek lazım, mis gibi kokuyorlardı.) En son baktım geberecek gibiyim aradım dereceyi buldum töbe bismillah o da ne! Benim ateş sen düşeceğine azim ve kararlılıkla yoluna devam edip 39 derece ol. E çüş deyip bir minoset attım, bambaşka bir mucizeyle daha yarım saat bile geçmeden ateşim düştü, hatta yemek bile yedikten sonra adeta bir neşe meleğisi oldum.

İnanır mısınız saat üçten sonra ne yaptığımı bile hatırlamıyorum. Boş boş bilgisayara bakıp şarkı dinledim, insanlarla konuştum, G. bana soft kitty söyledi, Zey ve Ata söylemedi. O yüzden G.'ye sesim kötü olmadığı bir zamanda soft kitty söylemeye karar verdim, umarım bu jestimle onu intihara teşvik etmem.

Ateşim hiç beklenmedik bir şekilde tekrar yükselince bir ilaç daha içtim, hala isyanlardayım, çünkü çok çıkmayacak gibi hissediyordum. Hayatımda hiç bu kadar hasta olmadım, vasiyet nasıl hazırlanır bilmiyorum. (Aslında 3. sınıfta bir tane vasiyetimsi şey yazmıştım ama o sayılmaz galiba.) Ah, yakınmak konusunda bile berbat olduğumu fark ettim.

Hasta olduğum için istediğim kadar şarkı koyma hakkım var, ben de canımın çektiği tüm şarkıları koymaya karar verdim.

İyi dinlemeler~


Cem Adrian - Ben Seni Çok Sevdim
Belki zordur anlaması sessizliğimden



Yüzyüzeyken Konuşuruz - Sanırım Sarhoşsun
Bu akşam ayrı bir hoşsun, sanırım sarhoşsun


Bugün hangi kişiliğini giydin üstüne hayatım?

Günlerdir hastayım ve bu beni delirtiyor

Soft kitty warm kitty little ball of fur~
Ölüyorum! Tam anlamıyla ölüyorum! İki seruma rağmen ateşim düştükçe çıkmaya devam ediyor. Boğazım hayatım boyunca hiç bu kadar kötü görünmemişti. Hani kıyaslayacak bir şey bile bulamıyorum. Eğer kulak-burun-boğaz doktoru olsam benim boğazımı gördükten sonra istifa ederdim. Bana getirdiği tek şey acı ve ıstırap. Yutkunmakta zorluk çekiyorum, yemek yiyemiyorum, bir şeyler içmek bile iyi değil çünkü sıcak şeyler terletiyor soğuk şeylerse daha çok hasta olmama sebep olur. Oruç tutamıyorum. Annem yarın tekrar serum takacağını söyledi. Neden iyileşmiyorum diye yakınmaktan başka becerebildiğim bir şey yok.

Ben burada hastayım, abim Amerika'da ve onun da nefesi tıkanıyor. Annem akşam serum taktığında iki kere serumun akmamasıyla ilgili sorun yaşadık sonra aklımıza abimin serumsal sorunları geldi. Galiba ailedeki hassas çocuk benden çok o olmuş çünkü annem evde serum taktığında serum ona alerji yapmıştı. Konuyla alakasız ama ilkokulda birkaç kere kaşını da yarmıştı, onun da izi duruyor. Herhalde en zoru annem için olmalı çünkü iki çocuğu da hasta, üstelik biri başka bir kıtada.

Tüm gün hasta yatarken Friends'i bitirdim ve finalle ilgili uzun bir yazı yazmak istiyordum ama şuan kendimde bunu yapacak gücü ve enerjiyi bulamıyorum. Umarım en yakın zamanda iyileşirim ve üşengeç olsa da biraz daha işlevsel halime dönebilirim.

Ateşim tamamen düşerse ve iyileşirsem sizi haberdar ederim.

Ciao (ah bunu demeye bayılıyorum) kitty-cats!


Hastayken dinlenebilecek en iyi şarkılardan.
Ah bana öyle bakmayın, doğum günümde de Paramparça dinliyorum.

Hastayım ama canım pasta istemiyor

Selam, yine ben. (Eh başkasını bekleyecek haliniz yoktu ya.)
Mobilden yazıyorum o yüzden yorumlara cevap veremiyorum ama buradan Titania'ya bol bol geçmiş olsunlar diliyorum. Umarım ikimiz de iyileşiriz ^.^
En son hastaydım ya, ama çok az ateşim vardı. Hah şimdi o çok az ateşi olma olayını geçtim gayet ateşim var. En son bu eve yeni taşındığımızda bu kadar ateşim vardı ya, her neyse. Öğlen ateşim çıkmıştı, tabii annem babam evde yoktu, G. bana telefondan annelik yaptı, arkadaşlarım olmasa ne yaparım bilmiyorum ya. En son kolumu bile kıpırdatamayacak hale geldiğimde uyumaya karar verdim ama uyumak bile gayet zordu. Annem gelince uyandım, o ateşimi düşürdü filan derken gayet rahatladım. Hatta gece yarısına kadar gayet rahattım ama sonra tekrar kendimi kötü hissedince ateşimi ölçtüm artmıştı, ilaç içtim sonra annem geldi tekrar ateşimi ölçtü yine artmış. Bunun düşmesi gerekmiyor muydu ya? Bir saate anca etki edermiş.
Aslında ateşimizin çıkması yazın o kadar kötü bir durum değil diye kendimi avutuyorum. Halsizliği ve her yerimin ağrımasını geçersek hava bu kadar sıcakken ve herkes yanıyorken benim üşüyor olmam oldukça harika bir durum.
Ah bir de hastayken içimden gelen aşırı şımarma isteği olmasa her şey harika olacak ama.. Herkes benimle ilgilensin, "oy neyin var kuzum, çay koyayım mı, bir şeyler yemek ister misin" desin istiyorum. Ama şımarmaya utanıyorum ya. Bi de annem işten gelince çok yorgun oluyor onu da yormak istemiyorum. Napayım işte ben de buradan oradan kendi çapımda şımarıyorum. Olsun aldığım geçmiş olsunlar bile baya iyi hissettiriyor kendimi.
Yarın annem serum takacak iyileşmeyi umuyorum. İğneden çok korkup serumu sevmem garip bir huy değil mi? Eh, hepimiz ne kadar normaliz ki.
Şimdi şarkı seçmekle ve dinlemekle uğraşamam ama siz Nirvana'dan The Man Who Sold The World dinleyin, olur dimi?
Görüşürüz.
Kapı pencere açık yatıp hasta olmayın emi?
(Ah bi de yazıyı göndermeyi beceremeyip bir de taslakları uygulamada bulamamak var.. neyse ki şimdi yollayabiliyorum yoksa ağlardım.)

Posted via Blogaway

En Samimi Blog Ödülü

Her yere gülücük koymamak için zor tutuyorum ya kendimi. En sevdiğim bloggerlardan biri bana en samimi blog ödülü verecek ben de sevinçten çıldırmayacağım, olur mu öyle şey :D Kocaman teşekkürler USKA'ya :)

Belki yaşıt olduğumuzdan yakın hissettiğim, belki de içindeki samimiyeti dışarı çok güzel yansıttığından okurken hiç sıkılmadığım, hep yazsın istediğim bloggerlardan oldu Uska benim için. Yazılarıma yaptığı yorumlar bile havalara uçuruyor beni. Ee bir yandan da örnek alınacak bir şahıs gibi. Bir kitap yazması, yazdığı kitabı Pucca'ya hediye etmesi, yazısının gazetede yayınlanması... Ona baktıkça örnek alasım geliyor ya, aferin be Uska, yürü be koçum, örnek ol be bize nidaları yükseliyor içimden :) Çok güzel ve uzun yazdığı için az yazmasından şikayet etmeyeceğim. Sadece onu okumayı çok sevdiğimi ve bana bu ödülü verdiği için çook mutlu olduğumu bilsin!

Dün kim bana niçin oscar versin diye konuşurken bugün kendi çapımda oscar kadar değerli bir ödül aldım. Bu ödülü kazanmama vesile olan blogger arkadaşlarıma, anneme, babama, tüm sülaleme, güzel şapşirik arkadaşlarıma ve Obama'ya çok teşekkür ediyorum. Tüm insanlık adına dünya barışı ve Maraş dondurması diliyorum.

Samimi bulduğum bloggerlar samimi bulduğum öteki bloggerlara ödülü vermişlar ya :)

Deep tarafından bu ödülü almasına rağmen bir de ben vereyim dedim, en samimi blog ödülümü Dördüncü Tekil Şahıs'a veriyorum. O kadar tatlı, içten ve samimi ki :) Benim için çok değerli.


Hepinizi çok seviyorum, yazılarımı okuyup yorumlarınızla yanımda olduğunuz için teşekkür ederim ♥

Hasta olursun derlerse inanın

Gecenin (yok sabahın) bu saatinde ne işim var benim burada, değil mi? Uyuduğumda daha on iki olmamıştı, ben de sonra uyanırım diye düşündüm. Ama ah o kadar berbat durumdaydım ki. Migren tuttu iftardan önce zaten manyak gibi baya bi ağrıdı başım. Sonra annem bana ilaç almış onu içeyim dedim. Bir de antibiyotik var zaten. Ama tabii hap içip güzel güzel birkaç saat kestireceğime anneme film izleme teklifinde bulundum. Film harikaydı orası ayrı konu, ama benim midem bulandı, kafam kazan kepçe gibi. Uyuyayım dedim ama işte uyanırım diye düşünüyordum. Ama uyanınca yaptığım tek şey etrafımdaki insanları azarlamak filan oldu. Niye azarlıyorum ya ben sürekli etrafımdaki insanları? Boğazım korkunç durumda, başım hala hafif ağrıyor. Ah. Ben uyurken gelen bir sürü mesaj, bir de üstüne öküz hissettim. Ya ilaç içtikten sonra iyileşmemiz gerekmiyor muydu? Bende niye tersine sarıyor durumlar.

Babam her gün takvimimden bir yaprak koparıyor. Hatta gün bitmeden koparıyor. Daha da kötüsü salondaki takvimlerle her gün uğraşmak istemediği için ay ay filan koparıyor galiba. Takvim lazım oluyor bir şeye filan bakcam alıyorum elime aylardan mayıs takvim çok temmuz hissediyor kendini. E tabii hayal kırıklığı.

Yutkunamıyorum lan yutkunamıyorum.

Of ya dünyada iki kötü şey varsa biri uyuyakalmak diğeri de uyanırım ya diyip uyanamamak. Bende ikisinden de gırla var. Düşünsene insanlar senle konuşmak istiyor sana ihtiyaçları var sen uyuyorsun. Aslında öyle değil ya. Bugün iyileşmezsem annem iğne yapayım dedi. İğne filan istemiyorum ben. Hiç sevmiyorum iğneyi ben.
Hep bu camları açık bırakıp uyuyorum ya o yüzden. Şimdi gece boynuma bir şey bağlayıp uyusam da kendimi boğarım.

Bana geçmiş olsunlar dileyin kedicikler.
Ben de sizi seviyorum.

Mim 15

Uska'cıma beni mimlediği için çok teşekkür ediyorum ^.^
Mimlere bayılıyorum. Ne zaman yazacak bir şeyler bulamasam hemen yardımıma koşuyorlar.
Her ne kadar bugün kafamı çok doldurmuş olsam da ne zaman dolu değil ki zaten diyip bu güzel mimi yapmaya başlıyorum~



➸ Her şey hakkında bir şey mi, bir şey hakkında her şey mi?
Bir şey hakkında her şeyi tercih ederim. Yüzeysel olarak bildiklerimdense bir şeyin üstünde tamamen odaklanmak daha zevkli geliyor. Ya da bir sürü insanın sadece adını bilmektense bir insanı her şeyiyle beraber tanımak. Yüzlerce kitabın kapağını görmektense birini okuyup bağlanmak.

➸ Kendini hiçbir şeyde yeterli hissetmemek duygusunu iyiye yorabilir miyiz?
Bence yoramayız. Kendimi her konuda kötüymüşüm gibi hissettiğim zamanlar oluyor ve bu gerçekten sağlıklı bir düşünce gibi gelmiyor. Elbette ki herkesin iyi olduğu bir şey vardır. Olay onu bulup ortaya çıkarmakta, inanmakta, kabullenmekte.

➸ Kendini sınıf birincisi olan komşunun çocuğuyla mı yoksa notları kötü olan komşunun çocuğuyla mı kıyaslamak daha doğrudur?
Aslında kimse kendini başka insanlarla karşılaştırmamalı, yani doğruluk açısından inceliyorsak, en doğrusu kendini objektif olarak değerlendirmek. Ama bana kalırsa kendimi kötü olan birileriyle karşılaştırmayı tercih ederim. Tabii bana kalmadığı için genelde daha başarılı insanlarla kıyaslanıyorum.

➸ Aşk; satranç mıdır yoksa tavla mı?
4. sınıfta çok heves edip satranç kursuna gittiğimi saymazsak satranç oynamak canımı sıkıyor, en son tavla öğrenmek için tavlayı kanepenin altından çıkardığımda da pullarının kayıp olduğunu görüp üzülmüştüm. Bu soruyu cevapsız bırakmak istemediğim için tavla diyeceğim çünkü aşkta bir şeyleri çok düşününce işlerin yanlış gideceğini düşünüyorum. Aşk mantıklı şeyler yapıp gelecek hamleleri iyice düşüneceğin bir şeyden çok kadere filan bağlı olmalı. Tavlada da zar var yani dış güçler "vuhu". Ayrıca ne demiş Mirkelam? Tavla tavla beni tavla, salla pulları zarları.

➸ Meslekten keyif almak mı, keyif aldığın şeyi meslek edinmek mi?
Bence insan keyif aldığı şeyi meslek edinmeli, sonuçta zorla güzellik olmaz. Bir şeyden keyif almak istediğin için ne kadar keyif alabilirsin ki? Ama o şeyin gerçekten istediğin şey olduğunu biliyorsan, ne oluyorsa olsun onun üzerine gidersin ve hiçbir şeyin seni mutsuz etmesine izin vermezsin.

➸ Olimpiyat stadında ilgisiz yüz binler mi, küçük bir sahnede coşkulu otuz kişi mi?
Küçük bir sahnede otuz kişi. Hem ben yüz binler karşısında fazla heyecan yaparım ya. Beni seven bir avuç insanı verin yüz binler sizin olsun. (Bu arada benim sahnede ne işim var diye hiç sormuyorum. Ama iyi olduğum bir şey bulduysak çıkarım, aman rezil olmayayım da.)

➸ Doğru anı beklemek mi, doğru anı yaratmak mı?
Ah işte en zorlandığım şey. Doğru olabilecek anı hesaplayıp o anı daha da doğrulaştırsak? Yani aceleye getirmeden doğru anı seçip o anı bozacak bir davranışta bulunmamak daha iyi. Her olaya bodoslama dalmak kesinlikle iyi bir şey değil, ben hep böyle yapıyorum, denedim, onaylamadım.

➸ Kendini eleştirmek mi, kendini şımartmak mı?
Kendini şımartmak. Çok gereksiz eleştiriler yapıp gerekli eleştiriler yapmayı beceremediğim için.. En iyisi kötü yönlerimizi (kırılmayacağımız) insanlardan dinleyip iyi yönlerimizi kendimiz övelim ki götümüz kalkmasın, değil mi?

➸ Tevazu erdem midir, kendine haksızlık mı?
Erdemdir tabii ki. Gerçekten başarılı olan ama havalanmamış insanlara saygı duyuyorum ve onları kıskanıyorum. Gereksiz yere böbürlenmektense biraz alçak gönüllülükten kimseye zarar gelmez. Ah bi de alçak gönüllü olabilsem.

➸ Tatmin olmak; alkışlanmak mı, kendi içine sinmesi mi?
Kendi içine sinmesi. Sonuçta insanlar her şeyi takdir edebilir, bunu sen kırılma diye bile yapabilirler. Asıl mühim olan kendi eserine belli bir aradan sonra bakıp "Amma da iyiymiş, kimin ki bu? Oha benim mi!" gibi bir tepki verebilmekte.

➸ Sineye çekmek mi, yüzüne vurmak mı?
Sineye çekmek insanlar tarafından yanlış anlaşılabiliyor, sinir bozucu bir şey olabiliyor, karşıdaki önemsenmediğini düşünebiliyor, ya da daha kötüsü sineye çek çek bir süre sonra patlıyorsun ve minik minik tepkilerdense bir volkanın içindeki her şeyi dışarı fırlatması çok daha kötü sonuçlar doğuruyor. Yüzüne vurmaksa kaba bir davranış. Bence en iyisi sorunların karşındakini kırmayacak şekilde yüz yüze halledilmesi. Bunun zor olmadığını söyleyemem çünkü insanlarla yüz yüze konuşmak konusunda berbatım. İnsanlara bir şeyi söylemektense onlara mesaj yazmayı tercih ederim çünkü söylerken utanabilirim ya da ağlayabilirim. Neyse beni kenara koyalım, bir şeye katlanmak ya da patlamak zorunda değilsiniz, sadece doğru dille ifade etmeniz gerek.

➸ Kendini ispatlamak işle mi, sözle mi olmalı? Yoksa kendini bilmek yeterli midir?
İşle olmalı. Sonuçta insanlar konuşur konuşur konuşur ama olay "dediğimi yap, yaptığımı yapma" çizgisine gelince biraz sinir bozucu oluyor. İnsan olduğu gibi görünmeli.

➸ Hata yapma hakkı diye bir şey var mıdır, yoksa göz göre göre hata yapılması engellenmeli midir?
Hata yapma hakkı tabii ki de var. İnsanlar hata yapmadan hiçbir şey öğrenemez. Başkasından duyulan şeyler kendin onu yaşayınca hissedeceklerinden tamamen farklıdır. Tabii bu kimsenin gidip de hata yapacağı belli olan bir insanı uyarmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Sen uyarırsın, o seni dinler ya da dinlemez, ama ne olursa olsun onun arkasında durmalısın.

➸ Bir insanla sadece fiziki bir birliktelik her iki taraf da kabul ediyorken münasip midir?
Sonuçta bu şey o insanların arasındaysa başkalarının bu konu hakkında söz sahibi olabileceğini düşünmüyorum. O insanların hayatı, o insanların ilişki kurma şekilleri.

➸ Egoyu okşamalı mı, köreltmeli mi?
Orta seviyede bırakmak en iyisi. Hadi egoyu bir balona benzetelim. Sönmüş bir balonla yapabileceğin hiçbir şey yoktur. Bir balonu çok şişirirsen de ya patlar ya da elinden kaçıp sonsuz gökyüzüne doğru yol alır. Gerçi bu olayın sonunda da patlıyor. Yani sen egonu elinde tut ve sönmediğinden ya da patlamadığından emin ol.

➸ Kendin olmak nasıl bir şey? İnsan tamamiyle kendisi olabilir mi?
Her insan kendisi olamaz. Kendini yansıtmanın çeşitli yolları var. Bazen sen kendin oluyorsun zannedersin ama insanların gördüğü farklı biridir. Ama kendin olman gerekir. Nerede kendin olmaktan çıktığını bulup o yanını daha da belirginleştirmen, kendini ortaya koyman gerekir.

İsteyen herkes bu mimi yapabilir.
--

Uzun bir mim olduğuna göre sonunda güzel bir şarkıyı hak ettiniz.
İyi dinlemeler kedicikler.
(Ya da burada Ed Sheeran'ı şımartıyorum.)