Mim 15

Uska'cıma beni mimlediği için çok teşekkür ediyorum ^.^
Mimlere bayılıyorum. Ne zaman yazacak bir şeyler bulamasam hemen yardımıma koşuyorlar.
Her ne kadar bugün kafamı çok doldurmuş olsam da ne zaman dolu değil ki zaten diyip bu güzel mimi yapmaya başlıyorum~



➸ Her şey hakkında bir şey mi, bir şey hakkında her şey mi?
Bir şey hakkında her şeyi tercih ederim. Yüzeysel olarak bildiklerimdense bir şeyin üstünde tamamen odaklanmak daha zevkli geliyor. Ya da bir sürü insanın sadece adını bilmektense bir insanı her şeyiyle beraber tanımak. Yüzlerce kitabın kapağını görmektense birini okuyup bağlanmak.

➸ Kendini hiçbir şeyde yeterli hissetmemek duygusunu iyiye yorabilir miyiz?
Bence yoramayız. Kendimi her konuda kötüymüşüm gibi hissettiğim zamanlar oluyor ve bu gerçekten sağlıklı bir düşünce gibi gelmiyor. Elbette ki herkesin iyi olduğu bir şey vardır. Olay onu bulup ortaya çıkarmakta, inanmakta, kabullenmekte.

➸ Kendini sınıf birincisi olan komşunun çocuğuyla mı yoksa notları kötü olan komşunun çocuğuyla mı kıyaslamak daha doğrudur?
Aslında kimse kendini başka insanlarla karşılaştırmamalı, yani doğruluk açısından inceliyorsak, en doğrusu kendini objektif olarak değerlendirmek. Ama bana kalırsa kendimi kötü olan birileriyle karşılaştırmayı tercih ederim. Tabii bana kalmadığı için genelde daha başarılı insanlarla kıyaslanıyorum.

➸ Aşk; satranç mıdır yoksa tavla mı?
4. sınıfta çok heves edip satranç kursuna gittiğimi saymazsak satranç oynamak canımı sıkıyor, en son tavla öğrenmek için tavlayı kanepenin altından çıkardığımda da pullarının kayıp olduğunu görüp üzülmüştüm. Bu soruyu cevapsız bırakmak istemediğim için tavla diyeceğim çünkü aşkta bir şeyleri çok düşününce işlerin yanlış gideceğini düşünüyorum. Aşk mantıklı şeyler yapıp gelecek hamleleri iyice düşüneceğin bir şeyden çok kadere filan bağlı olmalı. Tavlada da zar var yani dış güçler "vuhu". Ayrıca ne demiş Mirkelam? Tavla tavla beni tavla, salla pulları zarları.

➸ Meslekten keyif almak mı, keyif aldığın şeyi meslek edinmek mi?
Bence insan keyif aldığı şeyi meslek edinmeli, sonuçta zorla güzellik olmaz. Bir şeyden keyif almak istediğin için ne kadar keyif alabilirsin ki? Ama o şeyin gerçekten istediğin şey olduğunu biliyorsan, ne oluyorsa olsun onun üzerine gidersin ve hiçbir şeyin seni mutsuz etmesine izin vermezsin.

➸ Olimpiyat stadında ilgisiz yüz binler mi, küçük bir sahnede coşkulu otuz kişi mi?
Küçük bir sahnede otuz kişi. Hem ben yüz binler karşısında fazla heyecan yaparım ya. Beni seven bir avuç insanı verin yüz binler sizin olsun. (Bu arada benim sahnede ne işim var diye hiç sormuyorum. Ama iyi olduğum bir şey bulduysak çıkarım, aman rezil olmayayım da.)

➸ Doğru anı beklemek mi, doğru anı yaratmak mı?
Ah işte en zorlandığım şey. Doğru olabilecek anı hesaplayıp o anı daha da doğrulaştırsak? Yani aceleye getirmeden doğru anı seçip o anı bozacak bir davranışta bulunmamak daha iyi. Her olaya bodoslama dalmak kesinlikle iyi bir şey değil, ben hep böyle yapıyorum, denedim, onaylamadım.

➸ Kendini eleştirmek mi, kendini şımartmak mı?
Kendini şımartmak. Çok gereksiz eleştiriler yapıp gerekli eleştiriler yapmayı beceremediğim için.. En iyisi kötü yönlerimizi (kırılmayacağımız) insanlardan dinleyip iyi yönlerimizi kendimiz övelim ki götümüz kalkmasın, değil mi?

➸ Tevazu erdem midir, kendine haksızlık mı?
Erdemdir tabii ki. Gerçekten başarılı olan ama havalanmamış insanlara saygı duyuyorum ve onları kıskanıyorum. Gereksiz yere böbürlenmektense biraz alçak gönüllülükten kimseye zarar gelmez. Ah bi de alçak gönüllü olabilsem.

➸ Tatmin olmak; alkışlanmak mı, kendi içine sinmesi mi?
Kendi içine sinmesi. Sonuçta insanlar her şeyi takdir edebilir, bunu sen kırılma diye bile yapabilirler. Asıl mühim olan kendi eserine belli bir aradan sonra bakıp "Amma da iyiymiş, kimin ki bu? Oha benim mi!" gibi bir tepki verebilmekte.

➸ Sineye çekmek mi, yüzüne vurmak mı?
Sineye çekmek insanlar tarafından yanlış anlaşılabiliyor, sinir bozucu bir şey olabiliyor, karşıdaki önemsenmediğini düşünebiliyor, ya da daha kötüsü sineye çek çek bir süre sonra patlıyorsun ve minik minik tepkilerdense bir volkanın içindeki her şeyi dışarı fırlatması çok daha kötü sonuçlar doğuruyor. Yüzüne vurmaksa kaba bir davranış. Bence en iyisi sorunların karşındakini kırmayacak şekilde yüz yüze halledilmesi. Bunun zor olmadığını söyleyemem çünkü insanlarla yüz yüze konuşmak konusunda berbatım. İnsanlara bir şeyi söylemektense onlara mesaj yazmayı tercih ederim çünkü söylerken utanabilirim ya da ağlayabilirim. Neyse beni kenara koyalım, bir şeye katlanmak ya da patlamak zorunda değilsiniz, sadece doğru dille ifade etmeniz gerek.

➸ Kendini ispatlamak işle mi, sözle mi olmalı? Yoksa kendini bilmek yeterli midir?
İşle olmalı. Sonuçta insanlar konuşur konuşur konuşur ama olay "dediğimi yap, yaptığımı yapma" çizgisine gelince biraz sinir bozucu oluyor. İnsan olduğu gibi görünmeli.

➸ Hata yapma hakkı diye bir şey var mıdır, yoksa göz göre göre hata yapılması engellenmeli midir?
Hata yapma hakkı tabii ki de var. İnsanlar hata yapmadan hiçbir şey öğrenemez. Başkasından duyulan şeyler kendin onu yaşayınca hissedeceklerinden tamamen farklıdır. Tabii bu kimsenin gidip de hata yapacağı belli olan bir insanı uyarmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Sen uyarırsın, o seni dinler ya da dinlemez, ama ne olursa olsun onun arkasında durmalısın.

➸ Bir insanla sadece fiziki bir birliktelik her iki taraf da kabul ediyorken münasip midir?
Sonuçta bu şey o insanların arasındaysa başkalarının bu konu hakkında söz sahibi olabileceğini düşünmüyorum. O insanların hayatı, o insanların ilişki kurma şekilleri.

➸ Egoyu okşamalı mı, köreltmeli mi?
Orta seviyede bırakmak en iyisi. Hadi egoyu bir balona benzetelim. Sönmüş bir balonla yapabileceğin hiçbir şey yoktur. Bir balonu çok şişirirsen de ya patlar ya da elinden kaçıp sonsuz gökyüzüne doğru yol alır. Gerçi bu olayın sonunda da patlıyor. Yani sen egonu elinde tut ve sönmediğinden ya da patlamadığından emin ol.

➸ Kendin olmak nasıl bir şey? İnsan tamamiyle kendisi olabilir mi?
Her insan kendisi olamaz. Kendini yansıtmanın çeşitli yolları var. Bazen sen kendin oluyorsun zannedersin ama insanların gördüğü farklı biridir. Ama kendin olman gerekir. Nerede kendin olmaktan çıktığını bulup o yanını daha da belirginleştirmen, kendini ortaya koyman gerekir.

İsteyen herkes bu mimi yapabilir.
--

Uzun bir mim olduğuna göre sonunda güzel bir şarkıyı hak ettiniz.
İyi dinlemeler kedicikler.
(Ya da burada Ed Sheeran'ı şımartıyorum.)

Bir cümle sağa kay

Selam, ben gizli hayranın

Hani kitap sayfalarında karşılaştığın, okuduğumu bilmediğin
Hani bir sokak öteden geçerken aklına getirmediğin
Bir karanfilin kırmızısında kaybettirdiğin gülüşlerini
(Karanfiller o kadar havalı değil, sevmem karanfilleri. Hem yemesi de acıtıyor, tatları da güzel değil.)
(Aslında konumuz karanfiller değil, bu cümleyi kurmasa mıydım?)
Hani iki parça güzel yazınla ilham verdiğin
(Nereden bileceksin sen bunları?)
Hani noktalama işaretlerini de severdim
(Türkçede en sevdiğim konu, ama bunlar -şiir- -biliyorum şiir değil ama kızmamalı çünkü boş bırakmayı sevmem ben- noktasız virgülsüz biten türlerden)
Okumadan bilemezsin belki de
Selam demek istedim sadece

Kediler seni yer

11'de kalktığım ve ders çalışamadığım halde (yok valla bu yazıyı bitirdikten sonra bir gideyim de ders çalışayım, telefondan uzak durursam çalışabilirim bence) dolu dolu (?) ve neşeli bir gün yaşamak güzel değil mi? Her ne kadar öğlen kahvaltı niyetine bilmem kaç günlük pilav ve tavuk yesem de akşam içli köfteyi sevdim. Üstelik gün boyu Friends izledim. (12-13 bölüm, abartmış olabilirim galiba ama bunlar neden hala evlenmedi ya, insan evlenmek için bir sezon bekler mi ühü)

Bazen hani kafanız boş olur ve hiçbir şeyi dert olarak algılamazsınız ya. O günler çok güzel oluyor işte. Mesela geceleri acıkmak ve mantı yemek de güzeldir ama evdeki tüm mantıyı bitirdim, yazık.

Ve arkadaşlarınızın sizi kandırması güzel değildir ama böyle saçma bir şey de saçmadır yani. Kuyruklu yıldızlar kayar gider, biri size bak kuyruklu yıldız var derse bakmayın.

Galiba insan gerçekten iyi zaman geçirince yazacak bir şey olmuyor. Biraz kitap okumam lazım ve bay ödg hocası gelmeden en az bir matematik kitabı bitirmeliyim. Tabii ki de beni aptallar sınıfına düşüremez. Ama hiç yoktan bik bik bik konuşamaz da değil mi?

Şimdi fark ettim de harddiskimin mavisi baya güzelmiş.

Ve dizi izleyince sürekli aptal ingilizce kelimeler söylemeye başlıyorum. Hem de sürekli.

Ve anime karakterleri neden bu kadar aşık olunası?
Neden!

Ve bugünü de kedilerle kapayalım kedicikler.
O değil de arkadaşlarına kim daha çok seviyor diye tartışmadığın sürece aynı şeyleri dinlemek gayet güzelmiş.

Mantı sezonu da açıldıysa yaz geldi

Annem Adana'da, babam dışarıda. Ben bu saate kadar ne yapıyorum yine bilmiyorum. Birkaç saat önce saçımı kazıtmaya karar verdim, sonra vazgeçtim mor sprey boyayla boyadım, baktım saçlarımı keçe gibi yaptı yıkadım, üstüne bir de saç boyası sipariş etmeye karar verdim, kızıl olurum belki. Bak bu çocukluk hayalimdi, yani kızıl olmak. O manzara hep aklımda. Ekose mini eteğim, sallanan sandalyem, upuzun kızıl saçlarım, elimde de fotoğraf albümü. Sonra kapı çalacaktı, arkadaşlarım filan. 3. sınıftan kalma bir hayal, ama hala hoşuma gider. Eğer uzun boylu olsaydım uzun saçlar isterdim. Ama kısa saç daha çok yakışıyor bana.

Çok seviyom lan bu ifadeyi
Dün Enigmatis 2 indirdim telefonuma, bu gece yarısına kadar filan da bakmamıştım. Sonra açtım ve aman Allah'ım! Aşık oldum ya oyuna. Aksiyonsuz macera oyunu, arada kısa film gibi sahneler, gerilim filan, çok beğendim, hemen hepsini oynamak istedim, ama geri kalan bölümleri açmak paralı. Nasıl ciğerim yandı anlatamam ya. Neyse belki birileri doğum günümde alır. Ya da birileri bana kendi doğum günlerinde alırlar. G.'ye de doğum gününde ne alsak karar veremedik, doğum günü geçti. Ama güzel bir şey bulup da alırsak daha mutlu olmaz mı? Hediyeler mutlu edici olmalı. Gerçi ben beğenemem. Hediyeler konusunda kötüyüm ama almayı çok seviyorum. Bi de amaçsızca android için Zelda oyunu istiyorum. Acaba telefon aldıracağıma Nintendo 3DS mi aldırsaydım? Ortaokuldan beri en çok istediğim şeylerden biri 3DS. Abim zamanında o Wii yerine 3DS alsaydı daha mutlu olurdum. 9. sınıftan beri Zelda'daki tapınak bölümünü geçemedim ya, bir türlü çıkamıyorum oradan, ne olacak bu hal? Birileri gelip bana o bölümü geçsin ben de oyunuma devam edeyim, fevkalade olurdu be.

Bi de uyurken sürekli parmaklarım uyuşmasa. Sabahları da taze çay içebilecek vaktim olsa..

Ama bayılıyorum taze ekmeğe. Ekmekler hep taze olsa.

Bazen olur ya hani, eski hayatınıza dönebileceğiniz hissi. Ben hep mükemmeldim ve mükemmel kalıcam gibi. Hah işte o his de mükemmel.

Abi gece gece de çay içilmez ki. Abi ne ya? Bana garip bir şey söyle diyen insana da domuzların çok eşliliğinden bahsedilmemeli. Ve insanlara garip tepkiler vermek güzeldir. Ama "Oh" "uh"dan daha güzel, ve evet hepsi "aah" diye okunuyor. Ama ne kadar farklı yazı o kadar emotion.

Bi de rengarenk mumlar ne güzel be.

Sonra bakıyorsun, hep çok şey ama hiçbir şey.

Tabii geç oldu yine, uyumak hep mantıklı bir davranıştır.

Çok kelime az söz

Galiba aşırı dizi izlemekten beynim patlıyor, ya da aşırı derecede matematik çalışıp stres yapmaktan. Ama inanır mısınız neden bu kadar çok ve anlamsız stres yaptığımı da bilmiyorum. Normalde ayda bir tane filan sivilce çıkardı yüzümde, son zamanlarda biri bitse biri çıkar oldu. Ama sivilceleri dert etmeye gerek yok, yaz bitmeden onlar biter. Hemen sivilceler tatlı olmama da engel değil ya.

Friends'te 6. sezonu bitirdim sonunda. 7. sezonun ilk bölümüyse sonu öyle bitmese çok üzücü bir bölüm olurdu benim için, insanların kavga etmelerine dayanamıyorum. Ve Ata benden 1 yıl sonra başlayıp beni geçmek üzere olduğu için deliriyorum. Üstelik ona defalarca Friends izlemesini söylememe rağmen izlememişti. Sonra izleyince en sevdiği 3. dizi oldu. Galiba insanlar sevdiğim şeyleri benden çok sevince kıskanıyorum. Yani şey gibi, iki arkadaş tanıştırırsınız da sizden daha samimi olurlar ya. O da benim pek başıma gelmedi gerçi, malum pek tanıştırabileceğim insan yok. Ama birileri alsın şu insanları sosyalleştirsin.

Derken son günlerde evde yalnız olacağımı fark ettim. Pazar da etüt varmış ama ders yokmuş. Gitmeyip de tüm gün evde uyumayı düşünüyorum galiba. Öylesi en iyisi. Ya da sınıfla konuşup haydi haftasonu toplanalım diyebilirim ama onu da hiç yapasım yok ya. Evde mantı var ama gece uyanıp da yemeye üşenirim. Yarın dershane olunca geç yatasım gelmiyor. Hatta erken yatıcam galiba. Dün erkenden yatmayı düşünüyordum ama misafirler vardı sonra da hayatımda başıma gelen en güzel şeylerden biri geldi.

Şöyle ki:

Sabah sınıfça whatsapp grubu kurdular sonra o onu atsın şu şunu atsın derken bir baktık ki herkes gruptan çıkmış sadece Zey ve ben kalmışız, o da zaten yanımda oturuyor. Sonra ben de Ata'ya grup kurup hadi birileriyle tanışalım dedim ama tanışacak kimse yoktu. (Twitterdan birkaç telefon numarası buldum, artık canım sıkılırsa onlara mesaj atarım belki, neyse.) Zaten 2 kişi olduğumuz için gruptan mesajlaşmamız da çok saçmaydı. Sonra ben misafirlerle filan takıldım,
geldim ne göreyim, 60 mesaj! Tabii bu 60 mesaj kısmı artık beni çok şaşırtan bir olay değil. Asıl şaşırtıcı olan eski rpg arkadaşlarımın whatsapp grubu kurup beni gruba almaları ve yeni bir site kurmak istemeleriydi. Sevinçten ağlayabilirdim ya! Hani birileri bir şeyleri özlüyor ve siz aklına geliyorsunuz filan, harika lan. Baya bir konuştuk saat bire kadar filan.

Herkes uyuyunca konuşma bitti. Alperen de uyudu.

Sonra da Ata bana yatmamamı söyledi, ama o kadar yavaş mesaj yazıyordu ki uyuyakaldım ve o yüzden de uyumaya karar verdim. İnsanlar herkesin kendileri gibi uykuyu gereksiz bulan insanlar olmadığını anlamalı. Yok ben anlamıyorum bu çocuk yemiyor uyumuyor nasıl yaşıyor?

Yine garip rüyalar görme fasıllarım da başladı. İyi haber, artık rüyalarım "creepy" değil. Tabii bu gece rüyamda insanları tekmeleyip dövdüğümü saymazsak, ki bence hak etmişleri de. Mesela 3 gün önce rüyamda okula geliyorduk ama okul aslında evdi oturma odasında 3 tane televizyon vardı, mutfak balık doluydu. Başta evde kimse yoktu meğer Eliş varmış önceden gelmiş gitmiş telefonu orda unutmuş. Tanımadığım bir kadın ve annem vardı. Sonra bir kız çocuğu geldi elinde bir sürü poşet vardı, Alpi sipariş etmiş her şeyi. Ben de kızı içeri aldım. Sonra Alpi'yle Ata geldi, Alpi kızın 120 lirasını verdi, Ata oturma odasındaki televizyonlardan birini açtı. Sonra herkes gitti ama annemle kız ve hatırlamadığım kadın evdeydi. Kız bu saatte gitmesin dedik oturma odasına çarşaf serdik orada yatsın diye. Bir şeyler bir şeyler oldu. Yoldaydım Rachel geldi, Eliş'in annesi de vardı, meğersem Rachel Eliş'in ablasıymıştı. (Nasıl rüyalar görüyorum lan ben.) Yalnız ben neredeyse tüm sınıfı gördüm ama parçalar o kadar bölük pörçük ki hiç toparlayamıyorum, neyse boşverelim.

Uyumak güzeldir.
Arkadaşlar güzeldir.
Salakça hareketler her zaman prim yapar.

Mim 14 / Saklanmış Şeyler

Dün Gizli'nin blogunda gizlenmiş bir mim gördüm ve tadaaam, mimleri çok seven bir ben olarak buraya geldim ve yapmaya karar verdim. Aslında odamda saçma saçma saklanmış (veya saklanmayıp da ortada kalmış, ne bileyim işte korunmuş bugünlere kadar gelmiş) o kadar çok şey var ki belki bir kaçını kaçırırım da sonrada görünce üzülürüm diye düşünmeden edemiyorum ama olsun, mim güzel ben sevdim. Odamı toplamadan yapabileceğim kadarını yapayım.

Bu mimde odamızda/evimizde neler sakladığımızı yazıyoruz~

İlk olarak yatağımın altındaki Bilim Çocuk dergileri ve mavi beslenme çantası içinde saklı Bilim Çocuk dergisinden çıkan kartlar var. Kim aşık olmadı ki zamanında o kartlara? (Ya da sadece biz fen liseli inekler, bilemedim şimdi ya.)

Yine yatağımın altında saklı olan en sevdiğim Barbie bebeğim ve barbieler için yatak odası takımı var. O Barbie bebeğim ötekilerden farklıydı, öncelikle garip bir şekilde yamuk duran ayakları yoktu, bildiğiniz düz taban ayakları ve ayaklarında mavi ojeleri vardı. Ayrıca bronzlaşmış teni ve güzel bir kokusu da vardı. Onun hala evde olması beni bir şekilde mutlu ediyor galiba.

Şimdi onları bırakıp şifonyerimin üst çekmecesini açıyorum ve bir şeyler bulmaya başlıyorum.

Tahta bir kutunun içinde 4. sınıftaki dershane arkadaşlarımın telefon numaraları, abimin ve benim çocukken çektirdiğimiz birkaç vesikalık fotoğraf, bir arkadaşımın 7 yıl önceki doğum günümde aldığı kolyenin ucu, 5. sınıfta çektiğim gerçekten anlamsız resimlerin (ve baya resim var) negatifleri, Nana yüzüğü (hani şu ortasında kocaman inci gibi bir şey vardı ve Nana ona üfleyip sihir yapıyordu ya, yok valla ben almamıştım, annem almıştı bana), minişlerimden birinin minnacıcık tarağı.

Ah, çekmecenin içinde odamda olabilecek en iyi şey var, bebekliğimden kalma bir elbise. Küçükken o elbiseyi Yumoş'uma giydirirdim ama artık ona kız muamelesi yapmaktan vazgeçtiğim için sadece öyle duruyor. Bebekliğimden kalma şeylere bayılıyorum.

Sürüsüne bereket kırık kırtık kağıt, Mevlana Müzesine giriş bileti, birkaç tane dolmuş bitmiş defter, iki tane kağıt uçak...

Ve yine odamdaki en sevdiğim şeylerden birine denk geldik, kinetix kutum! Kinetix kutum 9. sınıftan beri bana alınan hediyelerin bir kısmına ev sahipliği yapıyor. Hem kaybetmemek için ideal hem de açıp açıp sevildiğimi görmek için. En üstte Alpi'nin bana doğum günümde aldığı gül var, Candan'ın bana doğum günümde aldığı kurabiyenin kartonu, Candan'dan gelen 3 Merve'den gelen 1 mektup, Alpi'nin doğum günü notu (şiiri), Merve'nin benim için yaptığı Gokudera maketleri (ki aşığım ona), Bursa'da otobüse binmek için kullandığımız biletlerden biri, Sena'nın bana doğum günümde aldığı oyuncak bebek (hala çok güzel kokuyor), Alpi'nin İstanbul'dan aldığı Joker'li şey (Joker nargile içiyor filan, orjinal çalışma), Ata'nın yaptığı origami kedi ve şeker paketlerinden yapılma bileklik, 2 tane hediye paketi. Vee kutu yerine dönüyor, ama gerçekten odamda en çok şey alan şey o kutu galiba.

Kitaplığımdaki teneke çekmecelerin üstündeki boşlukların birinde bir sürü minişim var. Yanındaki boşlukta ise kuzenimin baya bir önce verdiği gelin ve damatlı kutu (eskiden içinde bir sürü nazar boncuğu vardı, şimdiyse küpe koyuyorum galiba), Alpi'nin bu doğum günümde aldığı dönünce müzik çalan şey. En tepede G.'nin aldığı takı asmalık güzel kadın ve üstünde asılı olan bilumum kolye çeşitleri.

Çalışma masamdaki teneke çekmeceleri üstündeki boşluklardan birinde Ayşenur'un aldığı kutu ve içinde yüzlerce sakız falı. (Bayılıyorum sakız falı biriktirmeye.)

Şimdi odamdaki en değerli parçaya geldik. Normalde dolabımın kulpları dilek ağacı gibidir, her türlü çaput bağlıdır, son zamanlarda insanlar odamı toplarken baya bir azalttılar oradaki eşya sayısını ama hala birkaç şey var işte. Onlardan en en önemlisi babannemden kalan yeşil kalpli kolye. Öyle şaşalı bir şey değil, plastik, ama ben çok seviyorum. Yine babannemin bana aldığı minnacık terliklerimi (ayağımın zamanında parmak kadar olması çok ilginç değil, e hala çok büyük değilim malum) de sayıp mimi burada bitiriyorum.

__

Gizli'ye bu mim için çok teşekkür ederim. İyi ki o yazısını okuyup böyle bir mimle karşılaştım. Gizli bana en tatlı davranan bloggerlardan biri, ee bu da onun ortaya attığı mim, o zaman ne duruyorum ben de birilerini mimleyeyim.

Deeptone, Dördüncü Tekil Şahıs, Sonsuz, Uska, Naslo & Zompirya, Keyaki mimlendi! Görürlerse güzel olur ehe ^^''
Onlar dışında tabii ki de isteyen herkes mimlendi.

Havalar da sıcakladı ya

Aynı şeyleri tekrar etme şeysi içinde, gele gele yine buraya geldiğimi anladım. Sen onca onca yazma sonra gel günde 3 yazı yaz, olacak iş değil. Aslında bir şeyler yazasım var gibi ama anlamlı şeyler yazasım yok ta benim. Ondan fazla şansım yok.

Bir denemeye girdik ki, ufu... Tabii başka insanlara kolay geliyor, ben de sorunu kendimde arar oldum. Bi de kitapçıklarda sorun çıkmış bize yarın yapacakları sınavı yan sınıfa yapmışlar bizim de kitapçıklarımızı vermediler aynı sınavı onlara yarın yapacaklarmış filan. Ben de bu dershaneye 9 gün daha katlanacağımızı düşünüp üzülüyorum.

Babam neden karadeniz çayıyla earl grey'i karıştırıyor lan? Öyle çay mı olur? Kendini karadenizli ingiliz beyefendisi mi zannediyor? Hayır ya ben istemiyorum earl grey, bergamot bile sevmiyorum ben.

Abim New York'a varmış ya, nasıl kıskandım, nasıl kıskanmayayım. Neyse siftah onla olsun, üniversitede ben de giderim nasılsa. Şimdi de tekrar uçağa bindi Indiana'ya gitcek. Amma da gitti be. Neyse. Üzülme üzülme biz de gidicez.

babam en son bir saat önce çay demleyeyim mi dedi, evet dedim, de bu çay niye gelmedi?

Vee aah! Sevdiğim karakterleri benden almasalar olmaz mı? Chandler benim, benim kalacak kampanyası başlatıp herkese Chandler rozetleri tişörtleri ve şapkaları dağıtmam gerek galiba.

Sadece şunun tatlılığına baksanıza ya *-*
Tabii anında satış yapıp New Girl'ün indirdiğim son sezonunda Nick diye eriyeceğim için bana laf atmayın e mi? Ve hatırlatın da bi daha arkadaşlarıma sevdiğim dizileri önermeyeyim filan. Hatta tam şimdi Ata'ya asla Fringe ve New Girl izlememesini söyledim. Friends için geç kaldım ama onları kurtarabilirim galiba.

Ben 2. çayımı içiyorum ve yaklaşık bir saattir bu yazıyı yazıyorum. O yüzden bu işe bir dur demeli ve New Girl izlemeliyim kedicikler, bai bai~

I love him! That's right! ~(˘▾˘~)

Susuzluktan uykumuz gitmiş

Kendi evimde lalala
Deplasmandayım lalala

Bu şarkı çalıyor aklımda. Şimdi neden aklımda çalıyor gerçekte de çalsın diye isyan edip şarkıyı açabilirim ama biliyorum ki şarkı açarsam başka şeyler de açarım sonra uyku da hayal olur bu yazıda.

Aslında uyuyamıyorum diyemeyeceğim. Gayet uyuyorum son zamanlarda, hatta fazla uyuyorum. İki gün önce su içmedi diye Alpi'yi kınadıktan sonra bugün yaklaşık 20 saat filan su içmediğimi fark ettim. Sabahtan beri çay içiyordum ama hiç su içmemiştim ya. Su içmemek benim için gerçekten garip bir durumdu. Belki de son zamanlarda yeterince su içmediğim için uykum geliyordur, o da belli olmaz değil mi?

(Dikkat çok Friends ve GoT spoilerı içeren paragraf!)

Şuan kimse yok galiba. İnsanlar uyuyor. Zaten Ata'ya da sürekli Rachel'dan bahsettiği için atar yapıp beynimi sikmemesi gerektiğini söylemiş olabilirim. Bu kesinlikle benim suçum değil, Monica'ya uygunsuz yakıştırmalarda bulunmadan önce kendisi düşünmeliydi. (Tabii benim de "sensin orospu" demem hiç yakışık kalmadı) O beni sinirlendirdikten sonra benim ona Ross'un Rachel'ı fotokopici kızla aldattığını söylemem hiç suçum değil hatta. O da bana Bran'ın öldüğünü söyledi ki bunun için onu parçalayabilirim. Tywin de ölmüş ama o umrumda olmadı pek. Şimdi de küstü, iki saattir cevap vermiyor.

Aslında bugün erken kalkıp dizi izleyeceğimi sonra da ders çalışacağımı hayal etmiştim ama tabii ki de hayallerim gerçek olmadı. Onun yerine öğlen kalkıp tost yaptım. Ve tost yaparken aklıma neden tosta kaşarları dilimlemek yerine rendeleyip koymuyoruz gibi bir fikir geldi. Karışık tostta da sucukları minik minik kesip aralara serpiştiririz. Buzdolabına not aldım, bir dahakine öyle deneyeceğim. Keşke tostu yapmadan önce aklıma gelseydi, merakta kalmazdım.

Ee tabii geç kalkınca ders çalışma tamamen iptal oldu dizi izleyeyim dedim ama onun yerine milletin ders çalışmasından özenip ders çalışmaya başladım, soru sordum filan. Polinomlardan hala çözülmemiş 4 soru var, ve son testin son soruları. Ama insan çözmeye üşeniyor ya. Galiba ne geliyorsa başıma üşengeçlikten geliyor benim.

Her neyse aptal aptal ders çalıştıktan sonra GoT izleyeceğime Friends izledim. Sonra ne yaptığımı tam anlamadım aptal aptal bilgisayardan flashlara dizi filan attım. Alperen'le sohbet ediyorduk. Abim bir saat eminönünde kuzenimi bekledi, yarın sabah da Amerika'ya gidecek. Kendi evimde deplasmanda değilim de ne bileyim ortalarda bir maç var ben yedekte bekliyorum gibi. Kuzenlerime hoşgeldine bile gitmedim. Bir ara G.'ye eski sevgilimi telefonumdan engellediği için teşekkür etmem lazım artık hangi dandik profil resmini koymuş diye bile bakmıyorum. Sabah kalkacak ve dershaneye gidecek olmak iğrenç geliyor. Ramazan dışında hiç mi boşluğumuz olmayacak yahu bizim? Çalış çalış çalış Boğaziçi İşletmeyi (nah) kazanırsın.

Bence sen şimdi yat. (Evet dayanamadım açtım şarkıyı.)

Keşke ben de Eliş gibi çılgınlık yapıp dershaneye gitmek yerine çılgınlık yapıp kaçsaydım. Şimdi Antalya'da uyuyor olmayı burada saçmalıyor olmaya tercih ederdim. Hem kuzenim de SnK izliyor. The Following'e başlayacakmış beraber başlardık.

Bay bay kedicikler, kendinize bir kutu şeftalili ice tea alın ama içmeden önce yıkayın, annem dedi birileri metal kutudan bir şey içip ölmüş.




Benden kalan her şeyi at
Ya da uygun bir fiyata sat şimdi
Önemli değilim
Artık eskisi gibi olmaz
Olsa da aynısı olmaz şimdi
Emin değilim

Mim 13 / Pencere Mimi

Deep beni mimlemiş, çook teşekkür ediyorum, ben de mimi okur okumaz hemen kalktım yaptım. Zaten tüm gün yaptığım hiçbir şey yoktu ve kalitesiz doğum günü şarkılarımı dinleyip duruyordum, yapacak bir şey bulmak harika oldu :)


Blog başından kalkıp pencereyi açıyoruz veya balkona ya da bahçeye veya sokağa çıkıyoruz. Dışarı bakıyoruz. Gözümüze ilk görünen kişiyi inceliyoruz. Cinsiyetini ve üzerindeki giysiyi yazıyoruz, ne yaptığına bakıyoruz.

Balkon kapısı hali hazırda açıktı. Balkona çıktım, karşıma çıkan tek kişi karşı apartmanın ilk katının balkonunda oturan kadındı. Üstünde uzun kollu pembe bir penye vardı ve beyaz yazma takmıştı. Başta ne yaptığını anlayamadım ama sonra fark ettim ki çay içip karşısında oturan biriyle muhabbet ediyordu.

--
Birilerini mimlemek isterdim ama karar veremedim. Lütfen görenler yapsın ^.^

İnsanlarımı seviyorum

Aslında insanları çok seviyorum. Biraz garip. Çünkü ben hiç ama hiç farkında değilken (gerçekten) insanlara dışarıdan sert göründüğümü öğrendim. Sert ve umursamaz. Umursamaz ve onları sevdiğimi göstermeyen. Her an kaybetmeye hazır. Her an bırakmaya meyilli. Daha az sevgi dolu.

İnsanlara nasıl sevgi göstereceğimi anlamamışım galiba. Zira hayatımın 13 yılı hiç doğru düzgün arkadaşlık kuramadan geçti. Çünkü hiçbir arkadaşlık ilişkim uzun sürmedi. İnternetten arkadaş edinmeye erken başladım ve onların beni sevdiklerini gösterme yollarını normal hayattan tanıdığım insanlara uygulayınca da daha uzak ve sanal bir imaj çizdim. (Ya da çıkarabildiğim en iyi sonuç bu.)

İnsanları umursamıyor gibi görünsem de aslında onları çok seviyorum.

Alpi'nin derdimi dinlediği zaman beni rahatlatması, saçmaladığımda saçmalaması..

Zey'in bazı olaylarda aniden parlamasına rağmen durulduktan sonra mantıklı bir bakış açısı kazanması..

G.'nin çabuk değişen ruh haline rağmen uzun süreli kin tutmaması..

Buju'nun belli etmemesine rağmen duygusal bir karakterde olması..

Aytül'ün derslere rağmen bir şey yapmak istediğimizde bize hep zaman ayırması..

Eliş'in çabuk parlamasına rağmen her zaman alevini göstermemesi, durduk yere twisti twisti (aslında nasıl yazılıyor bilmiyorum) yapmaları..

Ata'nın hayaller kurması ve bir gün hayallerini gerçekleştireceğine ve her şeyin güzel olacağına inanması..

Her şeyden önemlisin bu insanlara sürekli durduk yere kızsam da üzülsem de onlara olan sevgimi belli edemesem de onların beni sevdiğini bilmem ve hep hayatımda olmalarını istemem.

Çünkü hayatımdan çıkan insanların bende bıraktıkları izler göründüğünden daha derin.

Çünkü içimdeki sevgi göründüğü gibi değil, uçsuz.

Çünkü sevmek ve göstermek arasındaki uçurumdan atlasam ne zaman yere çakılırım bilmiyorum.

Olduğum gibi görünemiyorsam da, hissettiremiyorsam da çok seviyorum.


Posted via Blogaway