Baş ağrısı başa bela

Dünya tatlısı değil mi?

Yorgunum. Baş ağrısı. Burnum mu tıkandı acaba. Grip ilaçları iyi geliyor. Uyusam o da iyi olur kesin.

Aslında bugün için başka planlarım vardı. Sonra bi evden çıktım ve gece yarısına kadar dönemedim. Nostalji cafe diye bir yerde sandalyeleri sallanan sandalye şeklindeydi ama biz normallere oturduk. Tekrar gidip sallanan sandalyelere oturmak istiyorum. Alpi'yle David'e gitseydik iyiydi.

Abimi özledim ama gelmesine az kaldı diye seviniyorum. Ama burada da az kalacak, o üzücü.

Bir şeyler okumak güzel ama uyumazsam uyanamam.

Breking Baf hala bitmedi hem de son 2 bölüm. Yarın eve gelir gelmez izlicem ama kim bilir eve ne zaman gelicem. Of off..

Kısa Kısa 17

İki gündür neyin kafasını yaşıyorum ya.

Acı eşiğinin yüksek olması beklenilen bir insan değilim aslında, ama başkalarının canını çok acıtan şeyler (fiziksel olarak) benim canımı o kadar çok acıtmıyor. Ya da acıtıyor da ben tepki vermiyorum. Belki bu bir sorundur ve sinir uçlarım uyuşmuştur, ihtimaller dahilinde. Zaten 10 iğneden sadece 1'ini hastanede vurdukları halde kadın yanlış mı vurmuş de bir buçuk aydır hala kendime gelemedim, yavaş yavaş geçiyor o uyuşukluk hissi.

Bi de demin fark ettim ki epilatör sesinden nefret ediyorum. Kim icat etmişse hata yapmış bence.

Güneş kremini çıkışta sürerim diyorum sonra da çıkışta da sürmeyi unutuyorum yanıyorum hep. Yeter yanmalarım. Ama bugün yağmur yağdı, yarın da yağsın, hep yağsın nolur.

Yazacak çok şey hissediyorum, ama hissettiğim zamanlar kağıt bulamıyorum yakınlarımda. Sonra da unutuyorum böyle. Ya da başka bir şey yazarken başka şeyler hissetmek gibi.

Aşırı melankolik hissetmekte olan Lori-chan bazen ne yapacağından habersiz dolanır durur ortalarda. Bir yandan tweet atarken bir yandan da Cem Adrian dinler. Çünkü Cem Adrian ve Aylin Aslım çok güzel düet yapıyordur.

Hoşuna giden şeyler vardır, e gitmeyenler de. Ama bunlara kafa yormak zorunda değilim der kendi kendine. İnsanlar vardır onu tanıyan, bu onu mutlu eder işte. Hayat bir mandalinaysa ve hayatındaki insanlar mandalina demediği zaman mandalina diyorlarsa ona.

Bir de hayal etmesi güzel. Çay, kedi ve portakal dolu bir geleceği. Zey'le konuşuyorduk geçen, dedik ki çay sevmeyen biriyle ne yaşanılabilir ki? Kahve insanı var çay insanı var. Kimisi iki fincanlık kahve yapar hatta belki de hazır kahveyi karıştırır koyar önüne; kimisi çay demler, bir yandan yaptığın vasat atıştırmalıkları yerken bir yandan da beraber Friends seyredersiniz. Hatta belki seninle aynı filmi seyredecek birini bulursun da kaçıncı olduğunu o sayar sen saymazsın. Sonra bir de bu manzaraya kedi eklense. Beyaz tüyleri, mırıl mırıl mırıldansa, kendini sevdirse, kucağında uyusa..

Size bahsetmedim Zey'le okula gittiğimizde kedi bulup bakkaldan süt alarak besledik. Tabii pipetten içemediği için pet bardağı kesip sütü onun içine koyduk.

Samsun'dan aldığım elbisenin bana büyük gelmesi hoşuma gitmiyor. Aslında böyle de güzel ama omuzlarının duruşundan hiç hoşlanmıyorum, annem umursamıyor. Annem saçlarımı da boyamıyor bıktım beyaza yakın yeşil bir renkte dolaşmaktan. Hemen abim gelsin istiyorum, o boyar.

Birkaç zamandır hava sıcak diye evde hep elbise giyiyordum. Sonra annem üstünde minik kalpler olan elbisen yakışıyordu onu giysene dedi. Bana küçük geliyor zannediyordum ama tam oldu şaşırdım, hatta eskisinden de güzel oldu bana göre. Ama çok hanım hanımcık olunca çıkardım. Gidip elbise almam lazım galiba, ah cebimdeki paraya kıyamıyorum ama güzel elbiseler de vardı bir yerlerde. Belki üşenmezsem denerim.

Konuları geçiştirmek eğlenceli galiba. Yazının ortasında ve sonunda anlatım tarzı da değişti, ne oldu anlamadım. Karmaştım.

İyi geceler kedicikler.
Bol bol limon yiyin, bakın ben geçen yedim.
Yarın dershane var ama uyumak zor iş.


Cem Adrian & Aylin Aslım - Herkes Gider Mi?


Cem Adrian & Aylin Aslım - Af

Bırak ay gitsin, sen kal bu gece

Sevdiğin halıya en son ne zaman kahve damladı? Ya da en son ne zaman yeni giydiğin bir kıyafetin üstüne bir şeyler döktün yemek yerken?

Özlediğin bir şey var mı şu aralar? Taktığın bir şarkı? Neden herkesin kaderi birbirine bu kadar çok benziyor diye merak ettiğin anlar? Gerçek olduğuna inandığın hikayeler ve gerçek olmadığına sevinsen mi üzülsen mi bilemediğin hayaller?

"Hayat güzel, kuşlar uçuyor"sa ve şarkılar hep aynı hizada yollarına devam ediyorsa senin bu yazdıkların ne anlama geliyor?

Hayallerine bulaşırlar, düşünceleriyle kirli ruhlarıyla onların saflığını bozarlar diye herkese söyleyemiyorsan? Sorulan sorulara "hayırlısı" "belki şöyle belki böyle" gibi kaçamak cevaplar veriyorsan? Ne dediğini bilmemek mi sensin yoksa ne dediğini anlayacaklarına inanan mı? Sen..

Bazen hissediyorsun, biliyorum. Bu vücut sana ait değilmiş gibi. Bacaklarındaki, sırtındaki izler, bu tırnaklar, bu yüz... bu kıyafetler...

Bazen aynı şarkıyı defalarca çalmak istiyorsun, art arda, hep senin olsun diye çabalıyorsun.. Sana ait olmayan her şeyde daha da düşüyorsun. Bakmadan, umursamadan. Bazen çok hayal kuruyorsun, bazen az, az ama öz.

Bazen, özlüyorsun, bazı şeyleri. Bazen ne gerek var diyorsun. Kimse için anlam ifade etmeyen şeyler. Bir kasap dükkanının alt katı, pazar yolundaki çimenler...

Uykun geldiği zaman uyuman gerek. Tasarlanış şeklin bu yönde. Ve bazı şeyleri kötü hatırlaman gerekir ki mutlu olasın. Bazen eğlenmen gerekir. Ama bazen eğlenmezsin. Her şey böyle.


Cem Adrian - Yakamoz

Bitsin mi şu sıcaklar

Ruh halim: Senin de internetin kesik mi

Güzel şeyler oluyor ya.

Mesela bugün de güzel birinin doğum günüydü. Kutlamadık ama mühimsiz o kendisi bir şeyler yapmıştır.

Dershane sınavı, yorucu.

Hava sıcak.

Yüzüm yanmış, kırmızı. Güneş sonrası kremleriyle yatıştırıyorum kendimi.

Terlemiş gibiyim.

Tırnaklarımda kına var. Kına sevmem ki ben. Ama alışırım belki. Ya da ben sevene kadar o gider.

Bu şarkıları sevmedim.

Elbise.. elbise giymek serin.

Yanaklarım kaçınıyor, bazen de ellerim. Anlamadım neden? Güneşe alerjim mi var benim?

İnternet neden bu kadar kötü?

Lütfen, gece gece depresyona girmeyelim.

Hiç bonibonum kalmadı.

Son bonibonumda yine Ğ çıkmıştı.

Anlamsız bir şeyler yazıyorum sıcak yaz akşamlarına hediye. Kim bulacak da okuyacak, bilmem. Okusan olmaz mı? Okusan ve biraz tanısan beni... biraz tanısan ve biraz bana ait olsan?

Blogunu getir bana


Plaza böyle bir şeyler düşünmüş, e katılmasak olmaz dimi?
Şöyle yeni bloglar tanısak da yeni dünyaları keşfe çıksak...

Dünya Tatlısı

Bugün iki kedi bir sen mutlu ettin. (Aslında daha çok seni üzdüğüm için üzüldüm ama.. ama işte..) Onlar kediydi işte sadece ama sen bir kedinin (belki de hayvan demeliyim ama hayvan da değilim) insan olabileceğine inandın. Sen bir şeylere inandın. Sen bir şeylere beni inandırdın. Senle daha az korkuyorum. Sensizlikten baya korkuyorum.

Hafif satırlar

Garip garip rüyalar görüyorum birkaç gündür. Ama öyle eski gördüklerimden değil. Gündüz ne dikkatimi çektiyse ya ben bile fark etmeden bilincimin derinliklerine doğru birkaç adım attıysa geceleri bunlar rüyalarıma giriyor.

Mesel gündüz dershanede buz pateninden bahsediyorlardı, bir kaç gün önce Alpi nt'den kpss kitabı alacaktı, artık nereden geldiyse bilmiyorum bir de manav girmiş neyse işte içinde manav olan nt mağazasında yerde kayıyorduk filan. Öyle garip öylece anlamsız rüyalar.

Her elimde kitap görüşünde kuzenimin "Bunlar adamı psikopat eder çok okuma. Bak bu yıl sınava girecekler harıl harıl çalışıyor ders çalış. Bilgisayardan telefondan kitaptan uzak dur." demesi beni sinirlendiriyor. Aslında bu hisse sinir demeyi sevmiyorum. Hani bir insana bağırasın kızasın olmaz ama içten içe böyle bir kırmızı duygu belirir ya, öyle işte.

Aylardır aynı konu kafamı kurcalıyor. Bazen başka şeyler düşünüyorum. Bunları bi doktora filan anlatmak isterdim.

Kül rengi gökyüzü.

Kısa kısa 16

Hayat böyle diyip geçesim geliyor her zaman beni sinirlendiren şeylerden sonra çünkü elimden hiçbir şey gelmiyor. Kaç yıl boyunca ne kadar çok isyan ettim ne kadar çok yazı yazdım ne kadar hayıflandım ne kadar ağladım bilmiyorum.

Sorun okul. Sorun babamın okulumdan memnun olmaması. Belki beni alacak bilmiyorum. Gitmek isteyip istemediğimi bilmiyorum. Alpi gitse kesin giderdim mesela başka okula, orada bana güven verecek biri olsa kesin giderdim ama burada sevdiğim, hatta sevmemin zaman aldığı insanlar var. Bu kadar çaba gösterip bu kadar insanı sevdikten, alıştıktan sonra hem de son senemde her şeyden kopup hiçbir şey bilmediğim bir yere gitmek beni biraz korkutuyor. Aslında en çok koyan da bu okula gelmeden önce ve geldikten sonra bir yıl boyunca okuldan nefret ettiğimi söylememe ve defalarca ağlamama, kendimi parçalamama rağmen babamın hiç umrunda olmaması. Bir kez bile beni dinlememiş olması. Okulu falanı filanı boşver de babamın benim duygularımdan çok başka şeyleri dert edinmesinden bıktım, hayatımı hep başkalarının olur/olmazları üzerinden oynayıp bi o yana bi bu yana kayıyormuşum gibi geliyor artık. Neyse ya, bugün de evde çay demlemediler, olacak şey mi?

Kaç gündür bilgisayarı masaya filan koymuyordum, bugün de tüm gün dizlerim ağrıdı. Biraz önce fark ettim ki dizlerimin ağrımasının sebebi bilgisayarmış. Şimdi kendileri koltukta oturuyor biz de onunla böyle geçinip gidiyoruz.

Bu arada Uska wattpad'de kitap yazmaya başlamış buradan girip bir okuyun derim ben :)
Hazır bunu yazmışken bu da benim wattpadim. Tabii daha bomboş ama kim bilir belki bir gün hikaye yazasım gelir :D

(Birden neşelendim mi ne?)

Günlerdir deli gibi Batman oynamamın
şerefine.
Bu arada gözümden kaçmadı değil bir kişi blogumu takip etmeyi bırakmış. Kim olduğunu bulamadım ama içim sızladı be. Buradan o arkadaşa sesleniyorum TÜLAY NOLUR GERİ DÖN SENSİZ YAPAMIYORUM!!!!11!!!!

Bu yazının yıldızını giden arkadaş değil de googleda "loretta kedisi blogspot" diye aratıp bloguma giren arkadaş ilan ediyorum. Ne tatlı bir şeysin sen yerim. Bu arada o profilimdeki ya da headerdaki kediyi arıyorsan profildekinin benzerini bulamadım ve çizeri bilmiyorum ama headerdakinin çizeri Nicohitoride.

Bu da böyle oradan buradan bir yazı oldu, iyi geceler kedicikler.
Günlerdir az uyudum, bugün uyuyup mutlu olayım.


Minibüs, Pasta ve Benim Saçmalıklarım

Dört saatlik uykumla sanki sözleşmiş gibi hepsi ağustos ayında doğan arkadaşlarıma internetten doğum günü hediyesi bakarken (ki baktığım şeyleri onlara değil de kendime almak istiyorum daha çok, hatta Allahını seven bana şu The Flash tişörtünü alsın lan! Yok onu beğenmedim diyorsanız Yoda ve Batman'e de razıyım. Darth Vader da göz kırpıyor, zaten ben Anakin evladımı çok severim.) bir yandan da Cem Adrian'ın güzel sesinden Sarı Gelin dinliyorum. Galiba bu türküyü en çok ondan dinlemeyi seviyorum. Keşke kış gelse, canlı canlı dinlesem diyorum.

Bu resim buradan
Şimdi böyle dedim de sanki uykum varmış gibi geldi ama yok. Dün 4'e kadar hiç uyku tutmadı, 4'ten sonra da zar zor uyudum zaten, hem de delikli delikli. Sabah kalktım güzelce giyindim, arkadaşlarla minibüste buluşacaktık, Umut geldikçe bizi çaldıracaktı biz minibüse binecektik. Sonra facebookta ne göreyim, Umut'un doğum günüymüş. Burcu'yu aradım, Alpi'yi aradım napcaz filan diye bir planımız yoktu. Ben zaten yok milleti arayayım, yok bir dilim pizza yiyeyim de aç kalmayayım derken geç kalmışım, ben o kadar erken geleceğini düşünememiştim minibüsün. Eşekler (yok bu ağır oldu) Şebekler ya minibüsü kaçırınca haber vermediler bekledim bi de. Öğrenince direk başka minibüs tabii. Alpi de beni kandırıp gidecekmiş, ama o dakikalarca orada minibüs bekledi, ben hiç yoktan Eliş'le aynı minibüse bindim,
oh olsun ona. Ama yarın babam beni kahvaltıya götürmeyi düşünüyor, yine kaçtı minibüs tuh..

Tabii biz dershanede tüm sabah napcaz bu doğum günü işini diye söylendik, bu erkek milletinde iş yok, üstüne kız milletinde iş yok. Biri gelmiş diyor simitçiye gidelim, biri kuruyemişçiye gidelim, en sonunda tam otobüse biniyorduk Alpi aradı siz pastaneye gidin ortamı hazırlayın biz Umut'u getirelim. Hayatımda hiç o kadar hızlı bir organizasyon yapmamıştım. Serkan surat asmasa güzel de oldu aslında. Umut da her şeyi çakmıştı ama onda sorun yok ya. Doğum gününü kutlanacağını anlamayan insana sarılıp teselli etmek lazım, tabii birkaç ay erken ve ya birkaç hafta sonra sürpriz parti varsa gerçekten sürpriz olur ama günü gününe tutan hiçbir şeye sürpriz gözüyle bakamıyor muyum ne? Umut'a sürpriz olmadı ama bize baya sürpriz oldu galiba. Hatta ben telefonla konuşurken Umut'un doğum gününü kutlamaya geldik demiş olabilirim, hiçbir şeyden anlamasa ondan anlardı ya la. Tabii dedikten sonra fark edince sözü geri alamıyorum.

Bugün ne giyeceğimi biliyordum da sabah ne giyeceğimi hiç düşünmedim, nefret ediyorum ne giyeceğimi bilememekten. Üstüme bir tişört geçirip çıktığım günleri o kadar özlüyorum ki anlatamam.

Son olarak bir şey soracağım size. Bir arkadaşınıza almayı düşündüğünüz iki hediye var, birini görse "iyi güzel" diye basit düşünür ötekisini görse aşık olur, ama işte biri ötekinin iki katı fiyatta. Yine de aşık olacağı şeyi alır mısınız? Almayı çok istiyorum ya. Çok saçma bir soru oldu geri mi alsam? Geri alayım ya ben bunu. Yarın olsun o hediyeyi de alayım. İstediğim tarihten birkaç gün sonra gelecek ama olsun ya. (Baya da iç hesaplaşmasal olaylar oldu.)

Ay interneti açmışken G.'nin dediği şeylere de bakayım. Bildiğiniz kaliteli lip stain varsa onu da söyleyin çok makbul geçer.

Hadi ben kaçar, iyi geceler kedicikler~


Bonibonepresan

Karnım ağrıyor, klimadan bıktım, bir yaşam enerjim filan söndü sanki, gene kendimi bonibona verdim. Antidepresan yerine bonibon kullanıyorum.

Dün kitabı yarıladım, sonra yapboz yapmaya başladım. 1000 parça. Her şeyime muhalefet olacak ya ananem ona da bir sürü laf etti. Yaparken kimse yardım etmiyor bana, abim olsa belki yardım ederdi ama kim bilir şimdi ne yapıyor.

Gece de ananemle tartıştım derdim ama tartışmadım. Sadece gelip bana bir ton bağırdı, cevap vermeye çalıştım kulakları çok iyi duymuyor zaten sanki ben cevap veremedikçe o iyice kendinden geçip bağırmaya başladı. Sanki kendisi uyanık değilmiş gibi. Sebebi de televizyon izliyor oluşum. Böyle olaylar hayatı sorgulatıyor bana. Allah çarparmış, başına iki dolak atmakla müslüman olunmazmış, Allah'tan korksaymışım biraz bunlara bakılır mıymış. Gören de porno izliyorum zanneder. Son bir sezondur öpüşme sahnesi bile yok lan dizide. Ben de salak salak ağladım biraz, sonra ağladığım için kendimi çok komik buldum.

Sabah nenem kahvaltıya çağırdı, çay var için dedi. Hadi kalkayım dedim bu sefer kendisi balkonda oturuyordu, gel kahvaltı yap dedim ben yaptım dedi. Annem daha kalkmamıştı, ben de bir şey yemedim yattım. Zaten hiç beceremem kahvaltı yapmayı. Taze börek, krep, menemen filan olabilecek ki yiyeyim. Ya da yeni doğranmış salam, güzelce dilimlenmiş domates salatalık... Bugün yine puzzle yaptım, yarım bölüm dizi izledim (annem çağırınca durdurdum televizyonu kapattığım için yeniden başlamadım), biraz kitap okudum (oha köprüden beri aşıkmış, vay be insanlar sevilince seviliyor, ama ötekine de yazık o seviyor sevilmiyor, aman salla be), karnım ağrıyor, bonibonlardan çıkan harfler bile anlamsız. Elimizde birer tane K, S ve Z var. Galiba başka bonibon yemedim ama emin olamıyorum. Aslına bakarsan bir tane daha yedim galiba ama onda hangi harf vardı hatırlamıyorum.

Saçımı kestiricem ama kuaföre gitmeye üşeniyorum, annem de ne kadar uzadı ki kestireceksin diyor ama çok şekilsiz, böyle sevmiyorum.

Klima gerçekten başımı ağrıtıyor.

Bazen ağlamak istiyorum ama hiç gözyaşım ya da ağlamak için sebebim olmuyor ben de tüm gün surat asıp oturuyorum.

Sabah beynimin içinde Motosikletli Kız çalıyordu, şimdi de powerturk açık olduğu için İrem Derici sevgilisinin onunla ne zoru olduğunu soruyor. Bence kafası karışıksa terketsin hiç uğraşmasın. Klipte florasan kırıyorlardı aklıma okul günlerimiz geldi, sınıfta bir tane bile çalışan florasan kalmadı, üçü kırık biri bozuk. Şimdi Berksan'ın bi şarkısı çalıyor ama adam benim beynime çilekle kodlandığı için ciddiye alamıyorum.

Ah bi de dün televizyonun uydusunu bozdum, babam bugün düzelttirdi ama kanallar hala iyi olmamış, bazıları hiç hd değil gidip harçlığımla uydu alasım var.

Gece saat bir olmuş, yaz bile soğumuş

Ben bugün bir hikaye yazacaktım.

Başrolde tanıdığım biri.

"Kızın adı İlayda" diyecektim. "Ama tanıdığımız İlayda'lardan değil, yani benim tanıdıklarımdan. Sen beni tanımıyorsun, yani baya tanınmadık bir şeyler."

Saçmalamayı böyle severim ben.

Hikayeyi yazamadım işte. Ne yapacaksam İlayda'yla. Sonra hikayeyi yazacağım bir hikaye de yazamadım. Yazmayı geç hiçbir hikayeyi yaşayamadım. Ice tea bitmedi. Tuzlu bir şeyler yok yemelik. Dün evde mantı vardı, dolapta aradım onu bile bulamadım, acı çekmedim ama özledim. Yani mantıyı özledim.

Ben en iyisi şu ice teayi bitirip bir de kulaklıklarımı takayım. Bilgisayar kapansın, sonra aklıma hikayeler doluşsun. Ben Galip'i düşüneyim, sonra düşünmeye devam edeyim. Diyeyim ki neden başkalarına aşık insanlar başkalarıyla evlenir. Diyeyim ki onca hikayeye rağmen neden sonuncu kalıyor benim aklımda.

Sonra erken saatlere gitsin kafam. Pencereden bakıp da çok ev gördüğüm için korkayım. Evlerdeki insanlardan. İnsanların düşüncelerinden, düşüncelerinden de çok duygularından.

İnsanlar diyeyim, ne garip yaratıklar. Birbirlerine hiç benzemiyorlar. O kadar güzeller ki, ama başka bir gözle baksan sonsuz çirkin.

İnsanlar diyeyim, gecenin bir yarısı gelip de buraya (sanki iki saat önce de onun için şimdi gibi hissettirmiyormuş gibi) böyle şeyler yazıyorlar.

Saate bakayım sonra, uzaklardan bir çocuk "siktiğimin saati umrumda değil be güzelim" desin, üzüleyim. Bir daha saate bakmadım demek isteyeyim, ama saate bakayım, saate susayım.

Konu neydi?

Ice tea bir türlü bitmedi. Bilgisayarı kapatayım. O bitsin. Uykum gelsin.