Beklemek neyi beklediğini bilmeden


İçindeki o "her şeyi bırakıp bir sahil kasabasına yerleşme" isteği.
Bir evi satar minik bir ev alırım, öteki evin kirasıyla da ayı çıkarırım bence.
Başka neye gerek var ki. Kavrayamadım insanların sonu tükenmeyen isteklerini.
Ben olsam, izlesem, yazsam, dinlesem...

Ben ne ara annem olmuşum?
Bilmem.

Etüt sırasında

Hiç utanmadan söyleyebilirim sarışın kızlara bayıldığımı...

Tşk canım ben de seni :d

(Sıranın üstünde bulunur, hiç utanmadan üste alınılır.)
(Sen kimin sırasıydın, o kız kimdi önemsiz.)

Ya sonralar


Delirmeyelim, ne alaka.

Yorgunum, biraz hasta, kendi vücudumu anlıyor değilim.

Kalemim güçlü değil, belki klavyem, klavyemi özledim, dokunmatik ekranlardan dokunuyorum hayata. Hayatı da özlerdim belki, kafamı hiç kaldırmadım ama daha.

İnsanların beyninin içini merak ediyorum. Neyi nasıl kodladıkları, nasıl algıladıklarını, nasıl hissedip nasıl yorumlarıklarını... Kimse aynı değil ya, belki başka bir sistem bana yakışmazdı. Bazen beyinlerinin işleyiş sistemini beğenmediğim için sevdiğim insanlara gıcık olduğum bile oluyor. Kavrayamadığı şeyden korkar ya insan.

"Ya uyu ya çalış." dedi annem. Ünlemle de değil noktayla da değil, eğer yarım ünlem olsaydı oraya onu koyardım ama öyle bir şey de yok henüz. Benimse kafam kaldırmıyor bazen bazı şeyleri.

Her şey anlamsız, alternatifleri dahi anlamsız. Herhangi bir paralel evrende tıkırında gidecek bir şey yok. Tek kaçar yol her şeyi bırakıp bir sahil kasabasına yerleşmek. Ama benim gibi düşünceleri ve duyguları onu etkisi altına alan insanlar tarafından yönlendirilen biri için bunu yapabilmek o kadar zor ki. Ne yapar eder beni o sahil kasabasından bu denizsin kuru kente getirir, (buraya yazacağım şeyin trajedik bir gelecek kurgusu değil de trajikomik güncel bir olay olduğunu fark edince bıraktım). Hem anneme deniz kenarında ev de alamam her şeyi bırakıp gidersem, onu geçtim kendime yaşayacak yer bulamam, kirayı nasıl ödicem?

Önümdeki 2 ay çok kısa gibi, ondan sonraki 3 ay ne ki.. ama toptan düşününce çok uzun ve yorucu geliyor. Ayrıca çok sık gözlerim doluyor.

Bir şeyler, bir şeyler.

Biz olmayacağız değil mi?

İyi geceler kedicikler.

Sümük Tanımlı Fonksiyon


Şu bloga bilgisayardan girip yorumlara da cevap vermek ne güzel olurdu aslında.. (bu bitiş cümlesi gibi oldu)

Yine ben, yine hastalık. İyileşmeye çalışırken daha beter oldum, bi haftadır mahvolmuş haldeyim. Şuan tek kulağım tıkalı. Uykum had safhada. 3 denemeye girdim bu hafta, biri berbat 2'si her zamanki netlerimden ama bana göre o berbat olan deneme boyunca bir paket mendil bitirdiğimi ve kutuplardaymışçasına üşüdüğümü hesaba katarsak gayet iyi. Bu nasıl sümük demeden geçemicem. Hani burnu akmayan biri değilim ama daha önce geçirdiğim korkunç hastalıklardan hiçbirinde bu kadar sümük salgıladığımı hatırlamıyorum. Gerçi ben hep sümük diyen bi insanım ama nedir sümkürürsün geçer ya, bunu sümkürüyorsun yine geçmiyor, sinüslerini tıkıyor, yeniden salgılanıyor.. Ve ben bundan bir hafta önce daha iyiydim ya.. öyle şeyler yaşadım tıbba olan inancımı yitirdim. Alternatifine de inanmıyorum, güçlük çekiyorum.

Bi de eskiden bu kadar rahat sümük diyemediğimi keşfettim. Ya da bu arkadaş çevresiyle ilgili. Benim yanımda sümük diyemeyen insanın yanında sümük diyebiliyor muyum onu araştırmadım fakat samimi olduğum insanlarla sümüksel muhabbete girdiğim gerçeği var. Galiba sevgi sümük diyebilmek. Sevgi çocuklarının burnundaki sümüğü burun aspiratörüyle temizleyen annelerin yüreğinde gizli. Eskimo anneler direk emiyormuş diye duydum ama güvenemedim, hem iğrençliğimin de bi sınırı var galiba benim.

Bugün gireceğim denemede beynim sümük formunda burnumdan akmazsa çok sevineceğim, bana dua edin.

İyi geceler kediciklerim~

`


Bu rüzgar, rüzgar değil; huzura kavuşamamış ölü ruhların çığlık çığlık saldırısı.