Okulun ilk günleri

Bilgisayarıma kavuştum! Üstelik çok tatlı ve klavyesi de harika. Yani klavyeyle uzun uzun bir şey yazmayalı o kadar çok zaman olmuş ki parmaklarım klavye üzerinde huzura kavuşmuş, evini bulmuş gibi hissediyorum.

Uzun zamandır içimi boşaltacak bir şeyler yazamıyordum. Yani beni tanıyanlar -kullandığım metaforları anlayanlar- içimdekileri yazdıktan sonra bir süreliğine de olsa o duyguların tamamen dışarı çıktığını ve kafamdaki dert tasanın geçici de olduğunu biliyordur. Şimdi size uzun uzun da anlatabilirim her şeyi ama artık bilgisayarıma kavuştuğum için çok uzun anlatmak niyetinde değilim, kısa kısa sık sık bir diyet olsun.

Okuldan bahsetmek istiyorum. Çok fazla gizlilik benim için saçmalamak gibi oluyor,  o yüzden anonim takılmayacağım. Boğaziçi Üniversitesi'ni kazandım. Okul eylül ayının 28'inde açılıyor görünüyordu fakat ilk gün sadece 20 dakika -belki ondan da kısa- bir şeyler anlattılar ve sonraki 3 gün oryantasyonumsu bir şey oldu. Bugün derslerin başlaması gerekiyordu ama sınıfları hazırlayamadıkları için o da olmadı ne yazık ki. Yani okul daha başlamadı ama ben yine de sizinle geçirdiğim zamanı paylaşayım.

Oda arkadaşım pazar gününe kadar yoktu. O gün öğlen geldi, İstanbul'da ama karşı yakada oturdukları için yurt tutmuşlar. Ben de okulun yurduna Kilyos'ta okumak istemediğim için yazılmamıştım. Oda arkadaşım uzun boylu tatlı bir kız. İmanlı, namazında niyazında, öğretmenlik okuyor. Bazı farklılıklarımız tabii ki var ama uyumlu insanlar olduğumuz için dert etmiyoruz gibi. Ben 20'lik papia almıştım ve ona tuvalet kağıdı almasına gerek yok demiştim ama gidip bim'den almış bi de ters takmış :( Yine de bunu bile görmezden geldim. Bi de kağıt havlu varken kurulanacak şeyleri normal peçeteyle silmesi israfmış gibi geliyor. Gerçi o da beni sürekli bir şeyleri temizliyorum diye obsesif sanıyor olabilir ama bu zorunlu. Eğer yurda geldiğim ilk gün buzdolabını doldurmadan içini silmeseydim şuan buzluğumuzdaki çürümüş patateslerden habersiz bir şekilde yaşıyor olabilirdik. Bugün hazır odada kimse yokken çaydanlığın içindeki kireci porçözle temizledim (çayı damacana suyundan demlicem çünkü, kirecin verdiği garip tat hiç hoşuma gitmiyor umarım bi daha içinde ne olduğu belirsiz İstanbul suyu kaynatmazlar) ocağın üstündeki pasları da gidermeye çalıştım ama artık bilmem kaçıncı else pek işe yaradığını söyleyemem. Duş başlığı kırık ve yorgan için hala kılıf vermedi yurt. Beni biraz daha umursamazlarsa babama söylicem  arasın, galiba işler öyle dönüyor.

Ah bi de yan odada da hazırlık okuyan bir kız var, o da çok tatlı şeker bir şey. Whatsapp grubu kurduk hep beraber (piece)

Kilyos'a gittik okulun 2. günü ve gerçekten söylemem gereken bir şey varsa o da iyi ki orada okumadığıma çok sevindiğim. Otobüsler tıklım tıklım (dönüşte tekli koltuğun yanındaki ne olduğu belirsiz yükseltide oturdum, en azından ayakta kalmadım be :P), hava feci derecede soğuk çok rüzgar esiyor (ciddi anlamda yürümekte zorlandım ve uçacağımı zannettim) ve etrafta hiç yaşam yok. Halbuki kuzey-güney kampüsler öyle mi her yer kedi köpek ve dükkan dolu ♥

3-4. günler oryantasyona tek başıma katıldım bölümlerimiz farklıydı zaten. Ve okulun bize verdiği bilgilendirme o kadar azdı ki. Bölümlerle tanışma kısmına bilgi olarak bölümlerinize gidin yazmış bölümümüze gittik v bölümdeki kimse nereye gideceğimizi bilmiyordu ve etrafta yetkili bir abi bile yoktu. Yani baya bi dolandıktan sonra (orada kendi bölümümden 2 kızla tanıştım) en üst katta minik bir odada hocayı bulduk. Bence bölümün yarısı nereye gideceğini bulamadığından geri dönmüştür, çünkü biz odaya ilk girdiğimizde heralde bura değil diye çıkmıştık. Bölüm tanıtımı gibi bir şey oldu ardından yanımdaki kızlarla kulüp tanıtımları için spor salonuna gittim ama çok kalabalık olunca onları kaybettim. Bi iki kulübün tanıtım saatleri gibi bir şeye gittim, gerçek macera oyunları kulübü çok ilgimi çekiyordu ama tanıtıma girmeyi beklerken hepsi kocaman gülüp kaynaşan erkekler olunca kendimi küçük bir tavşan gibi filan hissettim, heralde orada pek takılamam. Edebiyat kulübünün tanıtımındaysa konuşabildim, blog yazdığımı filan söyledim ama adresi vermedim (utandım tabii ehe) galiba orada daha sık takılırım.

Çarşamba akşamı Midnight in Paris flim gösterimine gittim ama üniversitenin içindeki yol o kadar ıssızdı ki yol boyunca "acaba iptal mi oldu" ve "köpekler beni yer mi" gibi şeyler düşündüm. Zaten filme gelen bir avuç insan vardı diyebilirim. Ama film çok güzeldi ve dönüş yolunda yolu bildiğim için daha rahattım.

Perşembe akşamı da Whiplash film gösterimi vardı, bu sefer sinebu'da. Film güzeldi, sinema kulübü samimiydi, ama galiba o da pek benim ortamım değil. Yine de gösterdikleri filmleri izlemeye gidecek gibiyim, iyi bir filmden niye mahrum kalalım.

Oda arkadaşım çarşamba evine gitti pazartesiye kadar ders yok zaten. Bu öğlen de abim bilgisayarımı alıp getirdiği için keyfim yerinde. Size bir şeyler yazabilirim, rahatlayabilirim, beni özlememeniz için (!) çaba gösterebilirim.

Birazdan da sizin yazılarınızı okuyacağım kediciklerim!


The Editors - Sugar